"TUDOR" Elizabeth MASSIE"İŞARET" Kristin CAST(Serinin 1.kitabı)"İHANET " Kristin CAST(Serinin 2.kitabı)"SEÇİLMİŞ" Kristin CAST (Serinin 3.kitabı)"VAHŞİ"Kristin CAST (Serinin 4.son kitabı)"Paulo Coelho "SİMYACI"Cevdet Bey ve Oğulları-Orhan PAMUK-Orhan Pamuk "KAR"Son Ada-Zülfü LİVANELİBab-ı Esrar Kitabı özeti AHMET ÜMİT ~ Popüler Kitaplık,Popüler kitap özetleri,en son çıkan kitaplar
en çok satılan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en çok satılan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2009 Çarşamba

"TUDOR" Elizabeth MASSIE


KİTAP TANITIMI;
Baskı Yılı : 2009
Yayın Evi : ARTEMİS YAYINLARI
Sayfa : 430

“Kral Güçlüydü Kraliçe Hırslı büyük bir kitap aynı zamanda da çok tatmin edici bir roman. Kutsal ve inandırıcı bir hikayeyi anlatıyor: Yalnız bir adam aşkını vicdanını ve ülkesindeki tüm insanların inancını altı yılda nasıl öldürdü? Üstelik hepsi de gerçek!”
— Michael Hirst

İngiltere kralı VIII. Henry’nin kraliyetinde muhalefet yükseliyordu. Kral’ın nikahının bozulması hakkında papalıkla süregiden tartışması Reformasyon’u ateşlemek üzere ve Henry’nin bir sonraki adımı uzun zamandır beklediği Anne Boleyn’le evliliğini gerçekleştirmek için yeni bir başpiskopos göreve getirmekti.

Sarayda bir zamanlar “H&K” arması taşıyan ne var ne yoksa kaldırılıp yerine “H&A” armalı olanlar kondu ve böylece önemli değişikliklerin ilki yapılmış oldu. Yeni kraliyet çiftinin ilk çocuğu Prenses Elizabeth’in doğumunun ardından Aragon’lu Katherine’in ölüm haberi duyuldu. Yeni yasalara göre Kral’a -ya da Kraliyet’in yeni inançlarına karşı- bir harekette bulunma cesareti gösterenlerin müthiş sonuçlara katlanacağı duyuruldu. Kral Henry iyice sabırsızlanıyordu ama Anne’in kocasına karşı işlediği en büyük suç ona erkek varis verememekti.

Kraliyette baskı artarken kendini Kral’ın inayeti altında bulanlar hakimiyetlerinin yakında sona ereceğini önceden görebiliyordu. Tudors dizisinin ikinci sezonunun zengin görsel ayrıntılarla dolu romanı Henry ve Anne arasındaki aşkın tarihi ve dramatik önemini gözler önüne seriyor.


Devamını okuyun...>>

13 Ekim 2009 Salı

"İŞARET" Kristin CAST(Serinin 1.kitabı)


KİTAP HAKKINDA

YENİ BİR HAYAT YENİ BİR AŞK...
TÜM DÜNYADA GENÇLERİN TUTKUNU OLDUĞU YENİ BİR VAMPİR SERİSİ “Yüzümü ona çevirdiğimden beri bu kitap beni kendine esir etti. Tamamıyla muhteşem. İŞARET ateşli karanlık ve eğlenceli.”
—GENA SHOWALTER Yazar ”İlk paragraftan itibaren bağımlısı oldum. Kitabı bir çırpıda bitirdim.”
—MaryJanice Davidson New York Times bestseller yazarı Aşırı derecede bağımlılık yapan bir vampir serisi
--Romantic Times On altı yaşındaki Zoey İz Sürücü tarafından İşaretlendiğinde eski hayatının geride kaldığını anlamıştı. Şimdi artık arkadaşlarından ve ailesinden ayrılıp çalışması gereken tek dersin Vampir 101 olacağı Gece Evi’ne yerleşmek zorundaydı. Aşk, İhanet, Gerilim ve Rekabet dolu Gece Evi Serisinin İlk kitabı İŞARET sizi kendisine esir edecek. GECE EVİ’NİN KARANLIK VE BÜYÜLÜ DÜNYASINA DAVETLİSİNİZ


Devamını okuyun...>>

"İHANET " Kristin CAST(Serinin 2.kitabı)


KİTAP ÖZETİ;

Kitabın Yayın Evi: Pegasus Yayıncılık
Basım Tarihi: Haziran 2009

Kışkırtıcı bir ihanet, şaşırtıcı bir tehlike...
Gece Evi serisinin büyüleyici ilk kitabı İşaret'ten sonra İhanet kitabında da heyecan artarak devam ediyor.


Zoey için hayat harika bir şekilde akıp gitmektedir. O sonunda vampir tanrıçasının ona verdiği büyük güçlerle barışık hale gelmiştir ve okulun bir parçası olduğunu içtenlikle hisseder. Fakat ardından hesapta olmayan bir şey gerçekleşir: Küçük yaştaki çocuklar öldürülür ve bütün deliller Gece Evi'ni işaret etmektedir. Zoey kendisini eşsiz kılan yeteneklerin sevdiklerine karşı bir tehdit unsuru olabileceğini anlar

Gece Evi serisinin ikinci kitabı "İhanet" sizi esir edecek.

'Karanlık vampir dünyasında geçen olağanüstü etkileyici bir macera.'

- Romantic Times

'Son zamanların en iyi gençlik romanı. Sosyal bir dışlanmış olmanın ve dostluğun muhteşem güzelliğini gösteriyor.'

- The Beltane Papers
__________________
İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.

Napoléon Bonaparte


Devamını okuyun...>>

"SEÇİLMİŞ" Kristin CAST (Serinin 3.kitabı)


Kitap özeti;

İLK ÖNCE İŞARET'LENDİ,
ARDINDAN İHANET'E UĞRADI,
ŞİMDİ İSE ZOEY BİR SEÇİLMİŞ...

Dünyada satış rekorları kıran, okuyan herkesi bağımlısı yapan gençlerin yeni gözdesi Gece Evi Serisinin 3'ncü kitabı Seçilmiş'de heyecan hiç hız kesmeden katlanarak devam ediyor.

DİŞLERİNİZİ BU MUHTEŞEM MACERAYA GEÇİREBİLİRSİNİZ..

Büyük bir felaket, Zoey Kızılkuş'u bekliyor. En iyi arkadaşı artık Ölümsüz. Dostları birer düşmana dönüşmekteler, düşmanları ise birer dosta. Ve o kana susamış üç erkekle aynı anda çıkmaktadır. Genç bir vampir olmak hiç bu kadar zor olmamıştı.

"Cast ekibi geri döndü ve kendi doğaüstü dünyalarının derinliklerinde ortalığı karıştırıyorlar..."
-Romantic Times BOOKreviews

"İşte karşınızde günümüzün en iyi gençlik serisi. Seçilmiş'te İşaret ve İhanet kadar etkileyici ve sürükleyici. Tutkunu olacaksınız..."
-Harrıet Klausner


Devamını okuyun...>>

"VAHŞİ"Kristin CAST (Serinin 4.son kitabı)




ZOEY’İN YENİ MACERASININ
TADINI ÇIKARMAYA HAZIR OLUN!


Dostlarınız sizi terk ettikleri zaman hayat çekilmez olur. İsterseniz Zoey Kızılkuş’a sorun. Bir hafta içinde üç erkek arkadaşının üçünden de oldu; sıkı bir arkadaş grubunun üyesiyken, istenmeyen birine dönüştü. Artık hayattaki tek arkadaşları ölümden dönenler ya da İşaret’inden olanlar. Üstelik Neferet insanlara savaş açtı ve Zoey bunun yanlış olduğunu biliyor. Ona kulak verecek kimse var mı?


Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2009 Cumartesi

"Paulo Coelho "SİMYACI"


KİTABIN ÖZETİ:

İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinin hazinesini aramaya gelen Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü.
Santiago: İhtiraslı çalışkan bir kişiliğe sahiptir. Çevredekilere çabuk uyum sağlayabilen şıpsevdi bir kişidir. Tek arzusu dünyada mutlu olmak ve kendi dilediği gibi yaşamaktır.

İngiliz: Kitap okumayı çok seven, akıllı ve macera seven bir kişiliğe sahiptir. Kişisel menkıbesini aramak üzere yola çıkan bir gezgindir.
Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş ” der ve oğlunu kutsar. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur.
Akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünür ve o şekilde hareket eder.
Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenir. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet “, beyaz olanı “hayır ” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Arap çocuğu ile tanışır, beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylerler.

Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam eder. Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvenir ve sonunda kumullar tepesine ulaşır. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordur. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir ” diye düşünür. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.

Simyacı da anlatılmak istenen,hayattaki mutluluğumuz bazen bize uzak gibi görünse de çok yakınımızda olabilir. Bunu geç de olsa anlamak bize hayatın tadına varmamızı sağlamasına yardımcı olacaktır.


Devamını okuyun...>>

Cevdet Bey ve Oğulları-Orhan PAMUK-


ROMANIN ÖZETİ;
1905 yılında yaşanan bir günün öyküsünden oluşmaktadır. Bu bölümde Cevdet Bey otuz yedi yaşında genç bir tüccardır. O sabah, görmüş olduğu bir rüyayı anımsayarak uyanır. Rüyasında eğitim aldıkları sınıfı su basmıştır. Bu su, Cevdet Beyin teridir. Sınıfı su içinde bıraktığı için “hoca” onu cezalandırmak ister. Ama buna cesaret edememektedir. Çünkü Cevdet Bey, Herkesten başkadır, yalnızdır... Düşünde, sınıf içinde yapılmaması gereken bir iş yapmış ve sınıfı tehlike içinde bırakmıştır. Buna benzer davranış özelliklerini gerçek hayatta da sergilemektedir. Tüccarlığı seçmiş olmakla başkalarına benzememekte, toplumdan uzaklaşmakta ve hatta değerler yönünden toplum düzenini tehdit etmektedir. Müslüman halkın gözünde ticaret, gayrimüslimlerin işi olarak görüldüğünden iyi bir uğraş olarak algılanmaz. Toplum her bakımdan geridir kati değerlerle, dini kurallarla yönetilmektedir. Cevdet Bey, bu yanlış algılamaları ortadan kaldırmaya yönelik davranışları nedeniyle, bir bakıma da yenilikçi biri olarak karşımıza çıkar. Toplum değerlerine aykırı hareket etmek, bilinçaltında bir çatışma yaratır. Söz konusu rüyanın görülmesinde bu çatışmanın da rolü olduğu söylenebilir. Rüyasındaki hoca Cevdet Beyi cezalandıramaz çünkü Cevdet Bey, suçlu olduğu kadar da hakli bir öğrencidir. Toplum, bu rüyada hoca imgesiyle karşımıza çıkar. Rüyada, Osmanlı toplumu bir bakıma da Cevdet Beyin bilinçaltı algılamalarında, içinde bulunduğu çıkmazdan, geri kalmışlıktan kurtulmayı istemektedir. Bu konuda ne yapması gerektiğini bilemediği içinse önder ya da önderlere gereksinim duyar. Hoca, Cevdet Beydeki bu gücü ayıramamıştır. Cevdet Bey teriyle topluma bir çıkış yolu gösterir. Ter, sürekli akacak, toplumun ilerlemesi önünde duran engelleri yıkıp geçecektir. Söz konusu rüya aynı zamanda Osmanlı toplumunun değişme özlemlerinin de simgesel bir anlatımıdır. Düşündüğü en önemli şey, hiçbir engelle karşılaşmadan ticari hayatını geliştirebilmektir. Zamanla, siyaset-ticaret ilişkisini iyice öğrenecek, mesleki çıkarları için bir takım siyasilerle az da olsa ilişki içine girecektir. Hükümet gibi muhalefeti de karşısına almayacak, herkese eşit uzaklıkta durmak gibi politik bir tutum geliştirecektir. Cevdet Bey, birçok bakımdan babası gibidir. Aile hayatına onun kadar düşkündür. Henüz evlenip çoluk çocuk sahibi olmadığı halde, yeni açtığı ticarethanesine şöyle bir isim koyar: Cevdet Bey ve Oğulları İthalat-İhracat-Nalburiye Zengin, soylu ve kültürlü bir kadınla evlenmek ister. O güne kadar hiç paşa yetiştirememiş orta sınıf bir aileden geliyor olması paşaları önemsemesine yol açar. Toplumsal konumu nedeniyle sürekli bu üst sosyo-ekonomik sınıf karşısında ezildiği, aşağılık kompleksi içinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Bir paşa kızı olan Nigar Hanım’la yapacağı evliliğin bir anlamı da bu aşağılık duygusundan kurtulma isteğidir denebilir.


Devamını okuyun...>>

Orhan Pamuk "KAR"


Romanın Özeti;
Romanda, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en sorunlusu olmaya meyilli olan “İrtica ve Başörtüsü” konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır. Bir diğer açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli kişlerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak işlenmiştir.
Romanda yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki yazılar tamamen otlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret olsa da bazı yerlerde kısaltlmalar ve birilerini veya biryerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak kesintiler yapılmıştır.

Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesminin Kars ilinde geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka” olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan “Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini, konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve sevecenliğini anlatır.

Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu otelde kalır.

Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve sanatkarlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden misafirperverlikten de vazgeçmezler.

Ka’nın şehre geldiğini duytan bazı din taraftarları ve yobaz kişiler onu kendi saklandıkları köşelere çağırır ve onlarla göüşmesini sağlarlar. Amaçları tabii ki kötü düşüncelerini ve geri kalmış fikirlerini onada aşılamak ve Kars halkının daha da dikkatini çekmektir. Bu arada Ka araştırmalarına devam eder ve intihar eden kadınlarla öğrencilerin çoğunun bunalımda veya aşk acısından kendilerine kıydıklarını anlar. Fakat şöyle bir durum da vardır ki bu ölen şahıslar üniversitede okuyan ve başörtüsü taktıkları için okula alınmayan kimselerdir. Bunu fırsat bilen geri kafalı insanlar devletin dine karşı olduğunu, Kars’taki görevlileri ise ateistlikle suçlarlar. Ka da devlet görevlilerini biraz destekler gibi göründüğünden onu da ateistlikle suçlarlar. Bu gelişmelerin yanında birtakım cinayetler işlenir. En önemlisi ise üniversitede devletin kurallarını uygulayan bir öğretim üyesinin öldürülüşüdür ki bunu yapanlarda laik devlet düşmanı gruplardır. Ka tüm bu olayların üzerinde korkmadan bu tip insanlarla ilişki kurar, çetebaşlarıyla görüşür ve buradaki saf delikanlı erkeklerin ve bayanların kandırıldıkları anlar. Bir ara kendisini öyle olaylar ve davranışlar içinde bulur ki kendisinin de onlardan birisi gibi olacağını anlayıp kurtulur onlardan.

İpek’e aşık olan Ka tüm bu olayların yanında kendinin ne kadar tehlikelerin içinde olsa dahi kendinin İpek’in yanında ve mutlu olduğunu hisseder. Ama bu mutluluğun gerçek mi yoksa zahiri mi olduğunu anlayamaz. Bütün bu olaylar yaşanırken halkın sosyal aktivitesini ve mutluluğunu, gece gündüz kar yağmasından dolayı düştüğünü ve halkın morale ihtiyacı olduğunu anlayan görevliler tarafından bir organizasyon düzenlenir. Bu organizasyonda laik cumhuriyet yanlısı oyunlar oynanır ve örümcek kafalıların amaçlarına ulaşamayacağı anlatılır. Gösteride bulunan çoğu beyni yıkanmış imam hatipli öğrencilerin ve hokkabazların laf atması, sataşması, cumhuriyet rejimini ve devlet memurlarını din düşmanı olarak adlandırmalarından dolayı olaylar çıkar. Olayların sonucu kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve ihtilal boy gösterir. Tabii bunu bir çok halk sevinçle karşılarken gericilerin çoğu ve ülkemize çomak sokmak isteyenler nezarathanelere konur ve sorguları alınır. Ka bu olayları pür dikkat inceler. Bir çok şiiri de bu olaylardan etkilenerek yazar.

Olayları sıkıca inceleyen Türk polis ve askerinin bu durumlarda nasıl canla başla çalıştıklarını ve ülkeyi korumak için bu gericilere nasıl davrandıkları, ülkemizin bu konulardaki sorunlarına da yazar uzunca dikkat çeker. Ka bütün bunları yaparken bazı dinci lider ve elebaşlarının ifadelerini eline geçirir ve hayretle bir ürperti hissi duyar. Bu insanların kimlerce desteklendiklerini ve yaptıklarını öğrendikçe meğer ülkesinde neler olduğunu ve haberinin olmadığını anlar. Bu insanların Tanrı’nın adını kullanarak ne zalimce işler yaptıklarını, nice cinayetler işlediklerini ve utanmadan bunları Tanrı için yaptıklarını öğrenince büsbütün hayrete düşer.

Ka olaylardan etkilenmişti ama korkmaya başlamıştı birazcık. Çünkü bazı dinci kesimler Ka’yı bir ajan olarak görüyor ve kendilerine vurulan darbelerin sebebi olarak onu görüyorlardı. Arada bir tehditler olmasına rağmen polisin Ka’yı koruduğunu zannedip düşüncelerinden vazgeçmişlerdi.

Ka bütün olayları incelemişti ve Kars’ı “Dünyanın bittiği yer” olarak adlandırmıştı. Sevdiği İpek’in bile bazı gerikafalılarla işleri ve ilişkileri olduğunu öğrenince kendisini bu şehirde tutacak bir neden kalmayacağını düşünüp şehirden üzüntülü olarak ayrılıp İstanbul’a dönecekti. Ama artık hayattan umudu kesildiği için Ka düşüncelere dalmakta ve İpek’i düşünmektedir. Buna rağmen en sonunda hediyeler ve teşekkürlerle Kars’tan ayrılır. Kars tam olarak düzelmese de uygarlık ve rahatlıklara ilk adımı atmaktadır.


Devamını okuyun...>>

21 Eylül 2009 Pazartesi

Son Ada-Zülfü LİVANELİ


Zülfü Livaneliden alegorik ve sarsıcı bir roman...

Darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. Başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. Bu doğrultuda tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir.

Önceleri sıradan görünen bu müdahaleler, sonunda düşmanı düşmana kırdırmaya dek varacaktır. Başta martılar olmak üzere, ada halkı dahil tüm canlılar Başkanın acımasızlığından payını alacaktır. Bu arada durdurulamaz görünen bu gidişe direnen bazı sesler de vardır.

Livaneli Son Adada, düşsel bir ülkede yaşanan aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken, politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor


Devamını okuyun...>>

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bab-ı Esrar Kitabı özeti AHMET ÜMİT


BAB-I ESRAR KİTAP ÖZETİ
Yayın tarihi: Kasım 2008



Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti...


Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ...


Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.


Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için...


Yazar Hakkında:


Ahmet Ümit 1960’ta Gaziantep’te doğdu. 1983’te Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdi. 1985-1986 yıllarında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim gördü. 1989’da "Sokağın Zulası", 1992’de "Çıplak Ayaklıydı Gece", 1994’te "Bir Ses Böler Geceyi", 1995’te "Masal Masal İçinde", 1996’da "Sis ve Gece", 1998’de "Kar Kokusu", 1999’da "Agatha’nın Anahtarı" adlı polisiye öykü kitabı, 2000’de "Patasana", 2002’de "Kukla" ve 2003’te "Beyoğlu Rapsodisi" adlı romanları ve 2002’de "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir", 2004’te "Aşk Köpekliktir" adlı öykü kitaplarıyla "Kavim", "Ninatta’nın Bileziği" romanları yanı sıra 2007’de "İnsan Ruhunun Haritası" adl› denemesi yayımlandı. Ahmet Ümit’in "Başkomser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü" adlı bir de çizgi romanı vardır.


Devamını okuyun...>>