"Beni Asıl Hayat Aldattı " Cezmi ErsözBoleyn Mirası " Philippa Gregory"Makalat " Şems-i Tebrizi"Yarın Yokum "Lee Child"Hakan GÜNDAY "ZİYAN "KitabıErol MÜTERCİMLER "Bu Vatan Böyle Kurtuldu"Cevdet Bey ve Oğulları-Orhan PAMUK-Orhan Pamuk "KAR"Orhan Pamuk "Benim Adım Kırmızı"Elif ŞAFAK "Baba ve Piç"Uzaklıklar,Eski Denizler Fernando Pessoa'nun son kitabıAçlık Oyunları "Suzanne Collins" kitap tanıtımı ~ Popüler Kitaplık,Popüler kitap özetleri,en son çıkan kitaplar
popüler kitaplık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
popüler kitaplık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2009 Salı

"Beni Asıl Hayat Aldattı " Cezmi Ersöz


Tekin Yayınevi
Ekim 2009, 200 Sayfa

Gözyaşlarım hırsa getirdi beni. Dolabı açtım. Bir gömleğini seçtim. Önce hasretle kokladım, ardından düğmelerini kopardım tek tek... Sonra aldım elime iğne ipliği, koparttığım düğmelerini yeniden diktim. İğneyi gömleğine her geçirişimde yanlış insan, her çıkarışımda doğru insan, deyip ağlıyordum. Kimbilir belki birazdan, belki daha sonra kapımı çalardın. Evimize dönerdin...

Bir ayağı kırık atına... Hem gidecek neresi vardı ki? Yanlış sevgilinden, yanlış hayatlardan, yanlış arkadaşlıklardan gidecek neresi vardı ki? En sonunda birbirimizi bulmayacak mıydık? Hem öyle güzel kokuyordun ki, öyle amansız... Sen yokken seni çok düşledim... Yaşadığın bu düş kırıklığı yeter sana. O an gördüm seni. Bunu sana hiç sormayacağım, ama yeterki, gel.

Çal artık kapımızı... Yanlış arkadaşların seni çok özledi...

Çal artık kapımızı... Yanlış sevgilin seni çok özledi...


Devamını okuyun...>>

19 Kasım 2009 Perşembe

Boleyn Mirası " Philippa Gregory"


Boleyn Mirası Philippa Gregory

· Artemis Yayınları
· Basım Tarihi : 09 - 2009
· ISBN : 9786054228348
· Çevirmen : Demet Altınyeleklioğlu

Tudor Sarayı'nda hayat mücadelesi veren üç genç kadının hikayesi... Cleves'li Anne, Katherine Howard, Jane Rochford

Boleyn Mirası, konumları, servet, beğeni ve gücün yanı sıra yalan, ihanet ve terör getiren üç kadına odaklanıyor. Darağaçları tarafından yönetilen bir sarayın etrafına gerilmiş ipekten bir ip gibi ince ince dokunmuş bir roman bu. Philippa Gregory, bir kez daha çoktan tarihe karışmış bir dünyaya hayat veriyor.
Taş basamakların üzerinde hışırdayan ipek eteklerin fısıltısı, alelacele yazılan bir notun satırlarını aydınlatan mum ışığının sarı gölgesi, yeni inşa edilmiş darağacı sehpasının altındaki Yeşil Avlu'da toplanan kalabalığın sesleri.

Hanedan romanlarının kraliçesi nefis bir destan yaratmış.'
- USA Today

'Büyüleyici. Hüzünlü. Keşke, tarih kitapları da böylesine canlı yazılabilseydi.'
- Entertainment Weekly

'Ne roman ama! Hayat dolu bir okuma şöleni!'
-New York Post

'Tarihi kurgu ustası Gregory, VIII. Henry'nin kadınlarına hayat veriyor… Entrika ve ironiyle dolu!'
-Publishers Weekly




Devamını okuyun...>>

17 Kasım 2009 Salı

Makalat " Şems-i Tebrizi"


Makalat kitap özeti

Ataç Yayınları

Makalat kitabı, Şems-i Tebrizi'nin bazı meclislerdeki sohbetlerdeki sırasında, Mevlana ile konuşurken aralarında geçen bahislerin, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevapların derlenmesiyle oluşmuştur. Eser aynı zamanda bize Mevlana'nın özel yaşantısını, onun hayat hikayesini kapsayan bir çok gizli hataları da gün ışığına çıkarmaktadır. Mevlana'nın, Şems-i Tebrizi ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikayeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir. Makalat kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlana'nın, Şems'e nasıl tabi olduğuna da bir dereceye kadar ışık tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şems-i Tebrizi'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat aşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter.


--------------------------------------------------------------------------------


Devamını okuyun...>>

Yarın Yokum "Lee Child"



Kitabın Yazarı :Lee Child
Kitabın Çevirmeni :Zeynep H. Ateş
Kitabın Yayınevi :Artemis Yayınları
Basım Tarihi :Mart 2009
İntihar bombacılarını tanımak kolaydır. Deneyimli intihar bombacısı olmaz

Jack aldığı eğitim doğrultusunda davranıp bir tahmin yürütecek. Kendisinin ki de dahil olmak üzere insan hayatları söz konusu. Bir bomba patlayacak.Mı?

"Yolu oradan geçen bir gezgin, şehirdeki kötü adamları ayıklar ve sonra hayatına devam eder. Altından kalktığı işleri son derece sıradan, basit şeyler gibi göstermektedir... O kadar kolaysa, daha önce kimsenin bunu becerememesi tuhaf, öyle değil mi?"
-Evening Standard

'Philip Marlowe pulp geleneğinde, Rambo ve Bruce Willis izleri taşıyan ince ayrıntılarla yüklü bir kahraman. Reacher, kaprisli, modern bir yabancı figürü, en meşhur anti-kahramanlardan biri... Maço bir karaktere ve Temel Reis'inkiler kadar şişkin pazulara sahip bir liberal entelektüel."
-Independent

Amerika'nın en kalıcı aksiyon kahramanlarından biri
-New York Times

"Hem erkeklerin hem de kadınların bir numaralı kahramanı.Child'ın bu sert ama adil karakteri Jack Reacher,gerçek bir kahraman olduğunu kanıtlıyor.yoluna çıkmaya kimse cesaret edemeyecek."
- Miror


Devamını okuyun...>>

21 Ekim 2009 Çarşamba

Hakan GÜNDAY "ZİYAN "Kitabı


Kitap tanıtımı;

HATIRALARINDA YAŞAYANLAR, DONARAK ÖLÜRLER

‘‘Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!’’


Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2009 Cumartesi

Erol MÜTERCİMLER "Bu Vatan Böyle Kurtuldu"



Kitap Tanıtımı;
Bu vatan nasıl kurtuldu?2005 yılında bu soruyu sorup yanıtını vermek çok kolay. Oysa 1920 lerin koşullarını hayal ederek yaşamaya çalışalım, bakalım neyle karşılaşacağız!

Anadolu İngilizlerin kışkırtmasıyla Yunanlıların işgali altında. Üstelik, uluslararası kurallara aykırı olarak, kadınların kızların ırzlarına geçiliyor, her yer yağmalanıyor, yakılıyor, camilerde ezanlar okunamıyor...Savaşacak silah ve cephane yok, yiyecek yok, giyecek yok, para da yok...Demiryolları işgal altında, karayolu da yok.Türk milleti bu koşullarda mucize yarattı. Silah yaptı, cephane üretti, işgal altındaki İstanbul da silah depolarını soydu, subayları Anadolu ya kaçırdı. Tüm bunları da İstanbul-Batum-Novorosisky-İnebolu iskeleleri arasında yaptı. Ölümden korkmayan, ölümü yenen sivil resmi bahriyeliler ile Anadolulu, Kastamonulu ve İnebolulu Türk kadınlarıyla başardı.Türk kadınlarının inanılmaz azim ve kararlılıkları bu memleketi kurtardı. Kar kış demediler, kağnıların arkasından gittiler. Dondular, yollarda öldüler ama yorganlarıyla, kazaklarıyla mermileri sardılar... çocukları öksüz kaldı, yetim kaldı ama bu vatan kurtuldu.

Bu kitap, Gazi Mustafa Kemal in askerlerinin, İpsiz Recep in, Topal Osman ın, Bandırma nın kaptanı İsmail Hakkının ve Erzurumlu Kara Fatma, Selanikli Ayşe, karşılıksız aşkın kurbanı Selanikli Fikriye gibi kadınların mucizesini anlatır... Onlar bizim için öldüler... Bu kitap, bu vatanı kurtarmak için ölenlerin öyküsüdür.

Yayın yılı: 2005
Sayfa sayısı: 712


Devamını okuyun...>>

Cevdet Bey ve Oğulları-Orhan PAMUK-


ROMANIN ÖZETİ;
1905 yılında yaşanan bir günün öyküsünden oluşmaktadır. Bu bölümde Cevdet Bey otuz yedi yaşında genç bir tüccardır. O sabah, görmüş olduğu bir rüyayı anımsayarak uyanır. Rüyasında eğitim aldıkları sınıfı su basmıştır. Bu su, Cevdet Beyin teridir. Sınıfı su içinde bıraktığı için “hoca” onu cezalandırmak ister. Ama buna cesaret edememektedir. Çünkü Cevdet Bey, Herkesten başkadır, yalnızdır... Düşünde, sınıf içinde yapılmaması gereken bir iş yapmış ve sınıfı tehlike içinde bırakmıştır. Buna benzer davranış özelliklerini gerçek hayatta da sergilemektedir. Tüccarlığı seçmiş olmakla başkalarına benzememekte, toplumdan uzaklaşmakta ve hatta değerler yönünden toplum düzenini tehdit etmektedir. Müslüman halkın gözünde ticaret, gayrimüslimlerin işi olarak görüldüğünden iyi bir uğraş olarak algılanmaz. Toplum her bakımdan geridir kati değerlerle, dini kurallarla yönetilmektedir. Cevdet Bey, bu yanlış algılamaları ortadan kaldırmaya yönelik davranışları nedeniyle, bir bakıma da yenilikçi biri olarak karşımıza çıkar. Toplum değerlerine aykırı hareket etmek, bilinçaltında bir çatışma yaratır. Söz konusu rüyanın görülmesinde bu çatışmanın da rolü olduğu söylenebilir. Rüyasındaki hoca Cevdet Beyi cezalandıramaz çünkü Cevdet Bey, suçlu olduğu kadar da hakli bir öğrencidir. Toplum, bu rüyada hoca imgesiyle karşımıza çıkar. Rüyada, Osmanlı toplumu bir bakıma da Cevdet Beyin bilinçaltı algılamalarında, içinde bulunduğu çıkmazdan, geri kalmışlıktan kurtulmayı istemektedir. Bu konuda ne yapması gerektiğini bilemediği içinse önder ya da önderlere gereksinim duyar. Hoca, Cevdet Beydeki bu gücü ayıramamıştır. Cevdet Bey teriyle topluma bir çıkış yolu gösterir. Ter, sürekli akacak, toplumun ilerlemesi önünde duran engelleri yıkıp geçecektir. Söz konusu rüya aynı zamanda Osmanlı toplumunun değişme özlemlerinin de simgesel bir anlatımıdır. Düşündüğü en önemli şey, hiçbir engelle karşılaşmadan ticari hayatını geliştirebilmektir. Zamanla, siyaset-ticaret ilişkisini iyice öğrenecek, mesleki çıkarları için bir takım siyasilerle az da olsa ilişki içine girecektir. Hükümet gibi muhalefeti de karşısına almayacak, herkese eşit uzaklıkta durmak gibi politik bir tutum geliştirecektir. Cevdet Bey, birçok bakımdan babası gibidir. Aile hayatına onun kadar düşkündür. Henüz evlenip çoluk çocuk sahibi olmadığı halde, yeni açtığı ticarethanesine şöyle bir isim koyar: Cevdet Bey ve Oğulları İthalat-İhracat-Nalburiye Zengin, soylu ve kültürlü bir kadınla evlenmek ister. O güne kadar hiç paşa yetiştirememiş orta sınıf bir aileden geliyor olması paşaları önemsemesine yol açar. Toplumsal konumu nedeniyle sürekli bu üst sosyo-ekonomik sınıf karşısında ezildiği, aşağılık kompleksi içinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Bir paşa kızı olan Nigar Hanım’la yapacağı evliliğin bir anlamı da bu aşağılık duygusundan kurtulma isteğidir denebilir.


Devamını okuyun...>>

Orhan Pamuk "KAR"


Romanın Özeti;
Romanda, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en sorunlusu olmaya meyilli olan “İrtica ve Başörtüsü” konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır. Bir diğer açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli kişlerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak işlenmiştir.
Romanda yazar, çok sevdiği arkadaşının anılarını anlattığını kitabın içinde değişik yerlerde vurgulamaktadır. Kitaptaki yazılar tamamen otlarındaki şeyleri anlatılmıştan ibaret olsa da bazı yerlerde kısaltlmalar ve birilerini veya biryerleri rahatsız edeceği kuşkusuyla zorunlu olarak kesintiler yapılmıştır.

Olaylar tamamen yurdumuzun doğu kesminin Kars ilinde geçmektedir. Bir gazetede köşe yazarlığı yapan ve ünlü bir şair olan Kerim Alakuşoğlu (kitabın bütününde ondan “Ka” olarak bahsediliyor) Almanya’nın Frankfurt şehrinde geçirdiği onca senelerden sonra Türkiye’ye dönme kararı verir ve geldiği ayların flaş haberleri arasında yer alan “Kars’taki kadınların intiharı” konularının üzerinde gazetede yayımlayabileceği bir araştırma yapmaya karar verir. Bunun için ülkemizde kış aylarının en sert geçtiği dönemde Kars’a gitmeye karar verir. Yolda gördüğü çoğu Kars’lı olan doğulu insanlarımızı, giyinişlerini, konuşmalarını, yolların durumunu ve oradaki devlet anlayışını açık ifadelerler anlatır. Yolda hayatında hiç yaşamadığı bazı gülünç olayları ve yöre halkının candan ve sevecenliğini anlatır.

Kars’a geldikten sonra üniversite yıllarından tanıdığı arkadaşlarını bulur hatta üniversiteden tanıdığı ve boşandığını duyduğu eski aşkı sayılabilecek olan İpek’in sahibi olduğu otele yerleşir. Bütün olanlar boyunca bu otelde kalır.

Kente bir yazarın geldiğini ve o dönemde de bir seçim zamanı olması itibariyle kentin ileri gelen devlet görevlileri Ka’nın yanına gelerek ziyaret ederler, konuşurlar ve esas olarak neden Kars’a geldiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Ka’nın Kars’a geliş sebebi intihar eden genç kızların ve kadınların neden bu yola başvurduklarını öğrenmek, bunları gazetedeki köşesinde yayınlamak ve yapabilirse halka intiharın kötülüklerinden bahsedip halkı bu yönden uzaklaştırmaktır. Tabi bölgeye böyle ünlü gazetecilerden ve sanatkarlardan fazla gelen olmadığı için halk önce onu yadırgar ama Türk halkının en büyük özelliklerinden misafirperverlikten de vazgeçmezler.

Ka’nın şehre geldiğini duytan bazı din taraftarları ve yobaz kişiler onu kendi saklandıkları köşelere çağırır ve onlarla göüşmesini sağlarlar. Amaçları tabii ki kötü düşüncelerini ve geri kalmış fikirlerini onada aşılamak ve Kars halkının daha da dikkatini çekmektir. Bu arada Ka araştırmalarına devam eder ve intihar eden kadınlarla öğrencilerin çoğunun bunalımda veya aşk acısından kendilerine kıydıklarını anlar. Fakat şöyle bir durum da vardır ki bu ölen şahıslar üniversitede okuyan ve başörtüsü taktıkları için okula alınmayan kimselerdir. Bunu fırsat bilen geri kafalı insanlar devletin dine karşı olduğunu, Kars’taki görevlileri ise ateistlikle suçlarlar. Ka da devlet görevlilerini biraz destekler gibi göründüğünden onu da ateistlikle suçlarlar. Bu gelişmelerin yanında birtakım cinayetler işlenir. En önemlisi ise üniversitede devletin kurallarını uygulayan bir öğretim üyesinin öldürülüşüdür ki bunu yapanlarda laik devlet düşmanı gruplardır. Ka tüm bu olayların üzerinde korkmadan bu tip insanlarla ilişki kurar, çetebaşlarıyla görüşür ve buradaki saf delikanlı erkeklerin ve bayanların kandırıldıkları anlar. Bir ara kendisini öyle olaylar ve davranışlar içinde bulur ki kendisinin de onlardan birisi gibi olacağını anlayıp kurtulur onlardan.

İpek’e aşık olan Ka tüm bu olayların yanında kendinin ne kadar tehlikelerin içinde olsa dahi kendinin İpek’in yanında ve mutlu olduğunu hisseder. Ama bu mutluluğun gerçek mi yoksa zahiri mi olduğunu anlayamaz. Bütün bu olaylar yaşanırken halkın sosyal aktivitesini ve mutluluğunu, gece gündüz kar yağmasından dolayı düştüğünü ve halkın morale ihtiyacı olduğunu anlayan görevliler tarafından bir organizasyon düzenlenir. Bu organizasyonda laik cumhuriyet yanlısı oyunlar oynanır ve örümcek kafalıların amaçlarına ulaşamayacağı anlatılır. Gösteride bulunan çoğu beyni yıkanmış imam hatipli öğrencilerin ve hokkabazların laf atması, sataşması, cumhuriyet rejimini ve devlet memurlarını din düşmanı olarak adlandırmalarından dolayı olaylar çıkar. Olayların sonucu kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve ihtilal boy gösterir. Tabii bunu bir çok halk sevinçle karşılarken gericilerin çoğu ve ülkemize çomak sokmak isteyenler nezarathanelere konur ve sorguları alınır. Ka bu olayları pür dikkat inceler. Bir çok şiiri de bu olaylardan etkilenerek yazar.

Olayları sıkıca inceleyen Türk polis ve askerinin bu durumlarda nasıl canla başla çalıştıklarını ve ülkeyi korumak için bu gericilere nasıl davrandıkları, ülkemizin bu konulardaki sorunlarına da yazar uzunca dikkat çeker. Ka bütün bunları yaparken bazı dinci lider ve elebaşlarının ifadelerini eline geçirir ve hayretle bir ürperti hissi duyar. Bu insanların kimlerce desteklendiklerini ve yaptıklarını öğrendikçe meğer ülkesinde neler olduğunu ve haberinin olmadığını anlar. Bu insanların Tanrı’nın adını kullanarak ne zalimce işler yaptıklarını, nice cinayetler işlediklerini ve utanmadan bunları Tanrı için yaptıklarını öğrenince büsbütün hayrete düşer.

Ka olaylardan etkilenmişti ama korkmaya başlamıştı birazcık. Çünkü bazı dinci kesimler Ka’yı bir ajan olarak görüyor ve kendilerine vurulan darbelerin sebebi olarak onu görüyorlardı. Arada bir tehditler olmasına rağmen polisin Ka’yı koruduğunu zannedip düşüncelerinden vazgeçmişlerdi.

Ka bütün olayları incelemişti ve Kars’ı “Dünyanın bittiği yer” olarak adlandırmıştı. Sevdiği İpek’in bile bazı gerikafalılarla işleri ve ilişkileri olduğunu öğrenince kendisini bu şehirde tutacak bir neden kalmayacağını düşünüp şehirden üzüntülü olarak ayrılıp İstanbul’a dönecekti. Ama artık hayattan umudu kesildiği için Ka düşüncelere dalmakta ve İpek’i düşünmektedir. Buna rağmen en sonunda hediyeler ve teşekkürlerle Kars’tan ayrılır. Kars tam olarak düzelmese de uygarlık ve rahatlıklara ilk adımı atmaktadır.


Devamını okuyun...>>

Orhan Pamuk "Benim Adım Kırmızı"


Kitap Özeti;
1591 yılı kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.

Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…

Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabii bunun yanında kelle uçurmalar, gözlerine iğneler batıranlar ve daha türlü kan kokulu sahneler de mevcut. Katilin kimliğini bulmaya çalışmak bile kitabın sonuna kadar yeterince oyalayıcı. Osmanlı tarihi ve eski resim sanatı ile fazla ilginiz yoksa bazı bölümleri fazla uzatılmış ve tekrar edici bulabilirsiniz. Bunu da romanın kusuru sayalım. 470 sayfalık ince ince kurgulanmış bu romanın son sayfasını çevirip de kapağını kapattığınızda gül ve küf kokularıyla kaldırmadan önce gülümsediğinizi fark edeceksiniz.


Devamını okuyun...>>

Elif ŞAFAK "Baba ve Piç"


Kitap özeti;
Elif Şafak'ın 2006 yılının Mart ayında Metis Yayınları tarafından ilk basımı gerçekleşmiş bir romanıdır. İstanbul-Amerika arasında, biri Türk diğeri Ermeni asıllı iki aile üzerinden Türk-Ermeni ilişkilerini 90 yıllık bir zaman dilimi içerisinde inceleyen bir romandır. Eserde Türk-Ermeni ilişkilerine her iki cepheden bakılmış, Amerika'daki Ermeni diasporası ile Türkiyede'ki Türklerin birbirlerine bakış açıları Kazan ve Çakmaçıyan aileleri arasındaki tesadüfi ilişkilerle anlatılmıştır. Ayrıca eserde Türk-Ermeni sosyal yaşamı irdelenmiş, Türk ve Ermeni toplumları arasında varolan ortak his ve düşüncelerden de bahsedilmiştir.
Meşhur bir yazar ve şair olan Ohannes İstanbuliyan ermeni çocukları için Kayıp Güvercin Yavrusu Ve Asude Bir Bahar Ülkesi isimli kitabını bitirmek üzereyken, 24 Nisan 1915'te 234 ermeni aydınından biri olarak Çankırı'ya sürgüne gönderilir ve orada ölür. Eşi ve çocukları Sivas'a ailesinin yanına gider, oradan da tehcire uğrarlar. Meşakkatli yolculuk sırasında bebek ve yaşlılar ölür. Ohannes'in oğulları Amerikalı misyonerlerin yardımıyla ABD'ye gönderilir. Sadece küçük kız Şuşan kaybolmuştur. O da İstanbul'da bir yetimhaneye verilir. Şuşan'ın dayısının yanında çıraklık yapan Rıza Selim Kazancı, her şeyini borçlu olduğu ustasına duyduğu minnet hissi dolayısıyla Şuşan'ı yetimhaneden çıkararak onunla evlenir. Ve ondan olan oğluna ustasının ismi olan Leon ismini vermek ister ancak, gelenekler bir Müslüman'a Leon ismi verilmesine engel olur. O da, Leon'a en yakın isim olan levent ismini verir. Levent bir yaşına geldiğinde, Şuşan'ın ağabeyi ABD den gelerek, arzu ederse ABD ye gelmesini teklif eder. Müslüman olan, kocası ile birbirini çok seven Şuşan, çocuğunu ve eşini terk ederek ABD ye gider. Orada mutlu bir evlilik yaparak mutlu yuvalar kuran çocuklar yetiştirir.

Levent ise dışarıya karşı çok iyi saygın bir işadamı olmasına rağmen çocuklarına zulmeden bir baba olur. Çocuklarının tamamı anormal kişiliklere sahip kimseler olup, en normali falcılık yapan, iki cini olan ve ermeni tehcirine ilişkin anlatılanların doğruluğunu cinlerine teyit ettiren bir kadın olur. Kazancı ailesi erkeklerinin hepsi 40 yaşlarına gelmeden vefat etmektedir. Bundan dolayı Levent Kazancı nın oğlu Mustafa çok kıymetlidir. Ancak bunalımda olan Mustafa kız kardeşi Zeliha ya tecavüz eder ve Zeliha nın ağabeyinden Asya adında bir piçi olur.

Mustafa, eğitim için ABD ye gider ve orada tesadüfen Şuşan ın oğlu Barsam dan boşanan sıradan bir Amerikalı bayan olan Rose ile evlenir. Mustafa, ailesi ve Türkiye ile irtibatını kesmiştir. Rose ile Barsam ın çocukları Armanuş a iyi bir üvey baba olur. Armanuş geleneklerine bağlı, okumayı çok seven, kaliteli bir genç kızdır. Diyaspora daki diğer Ermeni gençleri gibi Ermeni soykırımı konusunda bilgili ve bunun ateşli savunucusudur. Babaannesi nin yaşadığı evi görmek ve nefret ettiği Türkleri tanımak için, Türkiye ye üvey babasının evine misafir olarak gelir. Evde normal kimse yoktur. Soykırım hikayesini anlatır. Bu konuyu bilen ve onun iddialarına cevap verecek kimse yoktur(evin sakinlerinden biri lise tarih öğretmeni olduğu halde). Daha sonra, gençliğin bulaşabileceği her türlü pisliğe bulaşmış, aykırı bir kişiliği olan yaşıtı Asya (Piç) ile, entellerin takıldığı bir kafeye gider ve Asya nın arkadaşlarıyla tanışır. Orada da soykırım iddialarını tekrarlar. Bu aydınlar içerisinden de onun soykırım iddialarına doğru dürüst cevap verecek kimse çıkmaz.

Rose, Armanuş un kendisinden habersiz olarak Türkiye ye, Mustafa nın ailesinin yanına gittiğini öğrenince, onu almak üzere Mustafa yı ikna ederek birlikte ailesinin yanına giderler ve İstanbul a geldikten 3 gün sonra Mustafa intihar eder.


Devamını okuyun...>>

29 Eylül 2009 Salı

Uzaklıklar,Eski Denizler Fernando Pessoa'nun son kitabı


KİTAP TANITIMI;
Can Yayınları tarafından piyasaya sunuldu.Sayfa sayısı 111'dir.

Fernando Pessoa değişik türlerde yazdığı metinlerle perdelere bölünmüş bir oyun ya da oyunlar değil, çok sayıda oyun kişisinin canlandırıldığı bir oyunlar toplamı yaratmıştır. Denebilir ki, birçok bakımdan yalnız bir insan olarak yaşamış olan bu ilginç yaratıcı, her biri özgün bir şair ya da yazar olarak yarattığı kişilerle bu yalnızlıktan bir ölçüde kurtulmayı başarmış, hatta onların birbirlerinin yapıtlarını değerlendirerek çok kişili bir dünya kurmalarını da sağlamıştır.

Bu kitapta onun kendi adı dışında Alberto Caeiro, Alvaro de Campos ve Ricardo Reis takma adlarıyla yazdığı şiirlerin ancak sınırlı bir bölümünü sunuyoruz. Pessoa’nın 1935’te öldüğünde geride bıraktığı 25.000’i bulan belge bugün hâlâ tam olarak elden geçirilmiş ve yayımlanmış değil. Ne var ki, toplu yapıtlarının yayımlanmış olan bölümü bile onun çok önemli bir dünya şairi olduğunu kanıtlamaya yetiyor.

FERNANDO PESSOA

Fer­nan­do Pes­soa, 1888’de Liz­bon’da doğ­du. Ye­di yaşından son­ra, üvey ba­basının kon­so­los ola­rak görev yaptığı Güney Af­ri­ka Cum­hu­­ri­ye­ti’nin Dur­ban ken­tin­de ye­tiş­ti. Liz­bon’a dön­­dükten son­ra, dö­ne­min ye­ni­lik­çi der­gi­le­rin­den, öze­llik­le de mo­der­nist­le­rin yayın or­­ganı Orp­heu’da yazdı ve akımın ön­­de ge­len es­te­tik ku­ramcıla­rın­dan bi­ri ol­du. 1918’de İngi­liz­ce şi­irleri yayınla­ma­ya baş­ladıy­sa da, sağlığında kendi adıyla Por­te­kiz­ce Men­sa­gem adlı bir kitabı yayınlandı. Ken­di adı­nın ya­nı sıra, farklı yönle­ri­ni yansıtan ha­ya­lî şa­ir­le­rin (Al­ber­to Caei­ro, Ri­car­do Re­is, Al­va­ro de Cam­pos, vb.) adıyla da yazdığı de­ği­­şik bakış açıları ve üslup­lar­da­ki yapıtlarıyla ve mo­derni­st ha­­re­ket için­de oy­nadığı rol­le, Por­te­kiz ede­bi­yatına dünya ça­pın­da önem ka­zandırdı. 1935’te Lizbon’da öldü.


Devamını okuyun...>>

26 Eylül 2009 Cumartesi

Açlık Oyunları "Suzanne Collins" kitap tanıtımı


Kitap Tanıtımı;
ETKİLEYİCİ BİR FANTASTİK DÜNYA, BİTMEK BİLMEYEN BİR AKSİYON AÇLIK OYUNLARI’NDA BİR SONRAKİ SAYFAYA GEÇMEK İÇİN SABIRSIZLANACAKSINIZ ETRAFINIZDAKİ BAŞKA HERKES SABAHI GÖREMEYECEĞİNİZDEN EMİNKEN VAHŞİ BİR ORTAMDA KENDİ BAŞINIZA HAYATTA KALABİLİR MİSİNİZ? “Bu kitaba o kadar bağımlı kaldım ki, yemeğe çıktığımda bile kitabı yanımda taşıdım ve masanın altında okumaya devam ettim. Hikayesi beni birçok gece uykusuz bıraktı çünkü bitirdiğimde bile, yatakta bu kitabı düşünmeye devam ettim. Açlık Oyunları kesinlikle büyüleyici.” —Stephenie Meyer “Elimden bir türlü bırakamadım… Bağımlısı oldum.” —Stephen King KAZANMAK ÜN VE TALİH, KAYBETMEK İSE KESİN ÖLÜM ANLAMINA GELİR. BU OYUNUN GALİBİNİN KARNI DOYACAK KAYBEDEN İSE ÖLÜMLE TANIŞACAK… AÇLIK OYUNLARI BAŞLASIN . . . İddia ediyoruz Açlık Oyunları’nın bağımlısı olacaksınız ve bir sonraki kitabı sabırsızlıkla bekleyeceksiniz…

Yayınevi : PEGASUS YAYINLARI

Yayın yılı : 2009

Sayfa :384


Devamını okuyun...>>