Kafirin Kızı "Kathleen Kent"HÜRREM "Moskof Cariye"Demet AltınyeleklioğluEldivenler Hikayeler "Murathan Mungan""Gaia Teorisi " Maxime Chattam"Ruth RENDELL "Su Çok Güzel" kitabıSema KAYGUSUZ "Yüzünde Bir Yer" kitabıÖmer ÖZGÜNER "Başkasını Seviyorum" KitabıHakan GÜNDAY "ZİYAN "KitabıBinbir Çiçekli Bahçe" Yaşar KEMAL"Kiralık Adam " Yazgülü ALDOĞAN"TUDOR" Elizabeth MASSIE"İŞARET" Kristin CAST(Serinin 1.kitabı)"İHANET " Kristin CAST(Serinin 2.kitabı)"SEÇİLMİŞ" Kristin CAST (Serinin 3.kitabı)"VAHŞİ"Kristin CAST (Serinin 4.son kitabı)MARAZ "Hande ALTAYLI""ÖTEKİ" Ece VAHAPOĞLURecaizade Mahmut EKREM "ARABA SEVDASI"Halide Edip ADIVAR "Sinekli Bakkal""Paulo Coelho "SİMYACI" ~ Popüler Kitaplık,Popüler kitap özetleri,en son çıkan kitaplar
en çok okunan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en çok okunan kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2009 Salı

Kafirin Kızı "Kathleen Kent"


Kafirin Kızı kitap özeti;

· Pegasus Yayıncılık
· Basım Tarihi : 08 - 2009
· ISBN : 9786054263066
· Sayfa Sayısı : 400
· Çevirmen : A. Belma Dehni

Martha Carrier, Salem'de bir cadı olarak suçlanan ve asılan ilk kadınlardan biridir. Aynı annesi gibi, genç Sarah Carrier de zeki ve inatçıdır. İçinde yaşadıkları dünyanın acımasızlığına karşı durmaktadır. Çoğunlukla birbirileri ile kavgalı olan ailede, anne ve kızı öfkeli mahkemelere ve neredeyse iki yüzden fazla insanın cadılıkla suçlanarak işkence görmesine ve hapsedilmesine yol açan cadı avına karşı birlikte durmaktadır. İşte bu Martha'nın cesur direncinin ve nihai ölümünün hikayesidir. Bu hikaye, hayatta kalan kızı, Sarah tarafından anlatılmaktadır.

Yetenekli bir tarihçinin titizliğiyle zenginleştirilmiş, muhteşem bir hikayecinin kelimeleri ile dizilmiş ve büyüleyici bir kalemle yazılmış olan Kafirin Kızı, cadılıkla yargılanan Martha Carrier'in kızı Sarah Carrier'in hayatına dair birinci elden bir şaheser.
—Random Wonder

Kesinlike aydınlatıcı bir şaheser. Kafirin Kızı kesinlikle, saf, dürüst ve tamamen büyüleyici. Kent, oldukça tanıdık görünebilecek bir konuyu alıp, buna taze, yeni bir perspektif katmış. Ortaya çıkardığı duyguların peşinden bizi sürüklüyor. Tarihteki en kötü dönemlerden birine yakıcı bir bakış sunuyor.
—Booklist


Devamını okuyun...>>

HÜRREM "Moskof Cariye"Demet Altınyeleklioğlu


Moskof Cariye-Hürrem

Haremden saltanata giden tehlikeli yolda yürüyen bir kadın. Muhteşem Süleyman'ı parmağında oynatan Hürrem'in aykırı hayatı.



Hürrem Sultan kimine göre, Muhteşem Süleyman'ı parmağında oynatan, fettan, hain bir kadındır. Kimi de, güzel ve çocuklarını korumak için her şeyi göze alan bir anne olarak anlatır onu. Karadeniz'in kuzeyinden gelen herkesi Rus sayan halkın ona biçtiği rolde ise Moskof Cariye'dir Hürrem. Demet Altınyeleklioğlu, Moskof Cariye Hürrem'de tarihe damga vuran bu aykırı kadını adeta yeniden yaratıyor.

Küçük, güzel bir kız olan Aleksandra Anastasia Lisowska evinden kaçırılır. Yıllarca yaşamın kıyısında, korkularla gidip gelir. Kader onu Kırım Sarayı'na, oradan da hediye edildiği Sultan Süleyman'ın haremine savurur. Aleksandra, cariye olarak İstanbul'a giderken, aklından geçen ise şu: “Geliyorum Osmanoğlu! Bekle beni Süleyman. Tacına tahtına ortak olmaya geliyorum...” Hareme girince kurtulacağını sanan güzel cariye, bu rüyadan çabuk uyanır. Kurtulduğunu zannederken, daha ölümcül tehlikelerle karşı karşıya olduğunu görür. Bir tuzaktan başkasına düştüğünü anlar. Onun için tek kurtuluş yolu vardır: Ülkeler fetheden genç ve yakışıklı Süleyman'ın gönlünü fethetmek. O da öyle yapar. Yalnız, müthiş ihtirasların, entrikaların, adım başı ihanetlerin kol gezdiği bir sarayda yaşamak hiç de kolay değildir.
Kudretli erkekler gibi!

16. yüzyılın ilk elli, atmış yılına hiç kuşkusuz Kanuni Sultan Süleyman, Sekizinci Henry ve Şarlken damgasını vurmuştu. Rusya'da Korkunç İvan, İran'da Şah Tahmasp, Fransa'da Francis de aynı dönemin önemli figürleriydi. Bu hükümdarların iktidar mücadeleleri ve savaşları kadar aşkları da tarihin seyrini değiştirdi. Sultan Süleyman ve güzel cariyesi Hürrem, Henry'nin başını kestirerek öldürdüğü iki kraliçesinden biri olan Anne Boleyn ve Şarlken'in Avrupa'yı din savaşlarına sürüklemesinde başrolü oynayan karısı Isabella'nın, bu kudretli erkeklerle benzer güçte izler bıraktı tarihte.
Birbirini tanımayan bu üç güzel kadının, hemen hemen aynı yıllarda iktidar mücadelesi verdiği üç saray, romanlara, filmlere, TV dizilerine ilham veren büyük aşklara, inanılmaz entrikalara, komplolara, kanlı cinayetlere sahne oldu. Fakat bu öykülerin hiçbiri; haremle, dünyanın en kudretli hükümdarı Sultan Süleyman arasındaki tehlikeli yolda yürüyen Hürrem'in macerası kadar masalsı değildi.

Demet Altınyeleklioğlu'nun ilk romanı Moskof Cariye Hürrem türü sevenler için kaçırılmaz bir fırsat...

Kitapla ilgili detaylar.
Moskof Cariye - Hürrem

Demet Altınyeleklioğlu

Artemis Yayınları

Basım Tarihi : 08 - 2009

Sayfa Sayısı : 824

Etiket Fiyatı : 25.00 TL


Devamını okuyun...>>

27 Ekim 2009 Salı

Eldivenler Hikayeler "Murathan Mungan"


İÇERİK TANITIMI: Murathan Munganın yaşama dair derin ve incelikli gözlemlerle zenginleştirdiği bu öyküler, kadınlar hakkında, erkekler hakkında, ilişkilerin gerilimi hakkında, ebeveynler hakkında, zamanın geçiciliği ve bazen de oturup kalıcılığı hakkında, tesadüfler hakkında kısaca hayat hakkında Eldivenler, hikâyeler, 10 öyküden oluşuyor. Eldivenler, Ansızın her şey, Kaset, Yaz gibisi var mı?, Kötü adamla kötü kadının aşkı üzerine küçük bir film, Krepenin duvarı, Islık, Çarpışma, Tabut ve Geçici kesinlikler. YAZAR HAKKINDA: İstanbul doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. Yazarın ilk kitabı 1980'de yayımlanan Mahmud ile Yezida'dır. Şiir, hikâye, oyun, radyo oyunu, senaryo ve şarkı sözü gibi çok farklı türlerde eserler vermiştir. Metis yayınları, yazarın kitaplaştırdığı bütün çalışmaları bir külliyat olarak yayımlamaktadır


Devamını okuyun...>>

22 Ekim 2009 Perşembe

"Gaia Teorisi " Maxime Chattam



Çeviren: Alev Özgüner

Avrupa Komisyonu yetkilileri çok önemli, son derece gizli bir meselenin çözümü için sizin yardımınızı istedi.

Karınız hiç tanımadığınız bir adamla birlikte dünyanın öbür ucundaki bir adaya gönderildi ve onlardan hiçbir haber alamıyorsunuz.

Korkunç bir fırtına yüzünden bir dağın zirvesinde, gizemli bilimsel olayların ortasında mahsur kaldınız.

Bu arada son elli yılda seri katillerin sayısı on kat arttı.

Ve şiddet kapıda…

Hâlâ korkmuyor musunuz?
Korksanız iyi olur…


Orijinal adı ve dili:
La théorie Gaïa - Fransızca
Türkçe'de
ISBN: 978-605-111-292-3
Sayfa sayısı: 368
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Ağustos 2009


Devamını okuyun...>>

21 Ekim 2009 Çarşamba

"Ruth RENDELL "Su Çok Güzel" kitabı


Kitap Tanıtımı;
Çeviren: Silya Zengilli

Gerilim edebiyatının kraliçesi Ruth Rendell, şizofren bir anne ile iki kızının öyküsüne ortak ediyor okuru. Kuşku uyandıran bir ölüm, günümüz Londrası’nda işlenen bir cinayet… Okur, her zaman olduğu gibi Rendell’ın önderliğinde kendini öyküye kaptırıyor.


Annesiyle beraber merdivenleri tırmanıyor, kız kardeşinin peşinden banyoya doğru ilerliyordu. Yer sırılsıklamdı, beyaz bir cisim ona doğru yüzüyordu ve annesi birden haykırdı: “Sakın bakmayın!”

Ismay’in üvey babasının cesedini, annesi ve kız kardeşiyle birlikte banyoda bulmasının ardından dokuz yıl geçmiştir. Yeni bir cinayet, onu bu olay hakkında tekrar düşünmeye iter: Belki de katil kız kardeşidir.

orjinAL ADI:The Water's Lovely - İngilizce
Türkçe'de
ISBN: 978-605-111-307-4
Sayfa sayısı: 264
Ebat: 14x23 cm
Yayın tarihi: Eylül 2009


Devamını okuyun...>>

Sema KAYGUSUZ "Yüzünde Bir Yer" kitabı


KİTAP TANITIMI;
“Gözüm!”
Bir keresinde babaannen böyle diyerek okşamıştı seni, halk dilinden türeyen bu epeski sevgi sözcüğüyle. Kendi görüp göremeyeceği her şeyi bir tek sen göresin diye mi üçüncü gözü kıldı seni? Kendinden verdiği bu göz, bakışın, algının, ışığın ve tanıklığın çok ötesinde gizil bir mirassa eğer, ne zaman fotoğraf makineni bir dürbün gibi ona buna doğrultup yakın-uzak ayarı yapsan, bil ki bir mil batırıp içine akıtıyorsun onu. Devraldığın gözü imha ediyorsun. Çünkü daha bakarken değiştiriyorsun şeyleri. Çerçeveye aldığın nesne her neyse, onu dünyadan koparıp kendi betimine buluyor, hayat sabitlediğin anlardan ibaretmiş gibi, evrenin zamandan münezzeh sıfatını önce insan yüzlerinde göreceğin yerde kendi yapıtında deniyorsun.

Hiç olmazsa bir kerecik “gözüm” diyerek sevsen beni, alnında bir yere koysan billur cismimi, bir sürü çerçeveler bulsak seninle, yağmalamadan muhafaza etsek şeyleri, itham ve iltifat etmeden sonsuzluğunu bulsak saliselerin; alelade ya da özel, kaba ya da zarif bütün nitelikleri düzlesek, baktığımız yerde göremediğimiz bir şey de olduğunu itiraf edip sussak birlikte, bu ağzı sıkılıkla hiç övünmesek, ne güzel olurdu. Yeter ki iste, sana feda olsun gözüm.


Sayfa sayısı: 176
Ebat: 13,5x19,5 cm
Yayın tarihi: Ekim 2009


Devamını okuyun...>>

Ömer ÖZGÜNER "Başkasını Seviyorum" Kitabı


Kitap tanıtımı;
Gerçek bir aile kurup aile huzuru dediklerini yaşasaydım, kırkına gelmiş ve geride hiçbir şey bırakmamış bir Yavuz’dan daha iyi bir Yavuz mu olurdum acaba?”

Orta yaşına gelmiş günümüz (anti)kahramanı Yavuz Erden mütevazı bir subay ailesinin oğludur. İyi okur, akıllıdır da; genç yaşında bir prodüksiyon şirketinde mevki sahibi olur; marka kol saatleri, ev bark ve -kendi tabiriyle- bir Bi-em-dabılyu da... Kadınları sever ama en sonunda bir denge tutturabildiği Hande’yle evlenmekte karar kılar.

Ancak yapımcısı olduğu popüler dizinin güzel yıldızı Aylin Duru’yla yakınlaşması, bu dengeyi altüst eder. Bir yandan da kendini ve geçmişini sorgulayan Yavuz’u zor günler beklemektedir…

Çağımız erkeğini âdeta “deşifre” eden bu sayfalarda herkes kendinden bir şeyler bulacak. Çünkü günümüz popüler kültürüne, geçen zamana, yıpranan ilişkilere, dinmeyen arzulara ve… her şeye rağmen neden ve nasıl devam ettiğimize dair hınzır mı hınzır bir roman bu...


Devamını okuyun...>>

Hakan GÜNDAY "ZİYAN "Kitabı


Kitap tanıtımı;

HATIRALARINDA YAŞAYANLAR, DONARAK ÖLÜRLER

‘‘Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.
Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak.
Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Fiilleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!’’


Devamını okuyun...>>

14 Ekim 2009 Çarşamba

Binbir Çiçekli Bahçe" Yaşar KEMAL


Kitap Tanıtımı;
Kemal'in ağırlıklı olarak söyleşilerinden oluşan Binbir Çiçekli Bahçe adını taşıyan kitapta, yazarın Türkiye'nin politik iklimine ilişkin düşünceleri ve arkadaşlarıyla ilgili anıları yer alıyor.


3 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

18 Eylül'de Yapı Kredi Yayınları'ndan yayımlanacak kitap üç bölümden oluşuyor. Kitabın birinci bölümü, Yaşar Kemal'in 2007'de Ankara'da gerçekleştirilen Türkiye Barışını Arıyor konferansında yaptığı konuşmayla açılıyor. Kimlikler başlıklı ikinci bölümde, yazar Orhan Kemal'den Mehmed Uzun'a, yakın dostlarını anlatıyor. Dokuz yaşındaki Helin Zeynep Miser'in Yaşar Kemal'le yaptığı söyleşiyi de içeren Konuşmalar ise Binbir Çiçekli Bahçe'nin üçüncü bölümünü oluşturuyor.


TEK KÜLTÜRLÜ DÜNYADA İNSANLIĞIN HALİ

Kitaba ismini veren Binbir Çiçekli Bahçe konuşmasını Yaşar Kemal, Mayıs 2007'de Norveç'te düzenlenen Bjornstjerne Bjornson Anma Konferansları sırasında yapmış. Konuşmada dünyanın başının belada olduğunu söyleyen Kemal, tek kültürlü dünyada insanlığın halini göz önüne getiriyor. Durumu "Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya" şeklinde açıklıyor


Devamını okuyun...>>

"Kiralık Adam " Yazgülü ALDOĞAN


Kitap tanıtımı;
Aşk ve cinsellik, gurur ve inat, gitmekle kalmak, iki sevgili arasında hiç bu kadar tartışılmamıştı

Bir kadınla erkeğin birbirini anlaması, birbirini istemesi, birbiriyle anlaşması, birbirlerini çok seviyor olsalar bile neden bu kadar zor?" diye düşündü Hayal Evet, Uğur'u seviyordu, onunla sevişmekten zevk alıyordu ama niye her sevişmelerinde sorun çıkıyordu? Birbirlerini bu kadar sever ve vazgeçemezken neden yatakta da, hayatta da an İtişilmiyorlardı? Uğur ve Hayal mi anlaşamıyordu, yoksa ta başından beri Adem'le Havva da mı anlaşamamıştı?

Güçlü, başarılı ve çekici iş kadını Hayal, tutkuyla âşık olduğu genç, duyarlı, yakışıklı sevgilisi Uğur'u cinsel terapi yaptığı kadın hastalarıyla ne kadar paylaşabilecek? İkisinin de vazgeçemediği bu büyük aşkın öyküsünü bir solukta okuyacaksınız


Devamını okuyun...>>

"TUDOR" Elizabeth MASSIE


KİTAP TANITIMI;
Baskı Yılı : 2009
Yayın Evi : ARTEMİS YAYINLARI
Sayfa : 430

“Kral Güçlüydü Kraliçe Hırslı büyük bir kitap aynı zamanda da çok tatmin edici bir roman. Kutsal ve inandırıcı bir hikayeyi anlatıyor: Yalnız bir adam aşkını vicdanını ve ülkesindeki tüm insanların inancını altı yılda nasıl öldürdü? Üstelik hepsi de gerçek!”
— Michael Hirst

İngiltere kralı VIII. Henry’nin kraliyetinde muhalefet yükseliyordu. Kral’ın nikahının bozulması hakkında papalıkla süregiden tartışması Reformasyon’u ateşlemek üzere ve Henry’nin bir sonraki adımı uzun zamandır beklediği Anne Boleyn’le evliliğini gerçekleştirmek için yeni bir başpiskopos göreve getirmekti.

Sarayda bir zamanlar “H&K” arması taşıyan ne var ne yoksa kaldırılıp yerine “H&A” armalı olanlar kondu ve böylece önemli değişikliklerin ilki yapılmış oldu. Yeni kraliyet çiftinin ilk çocuğu Prenses Elizabeth’in doğumunun ardından Aragon’lu Katherine’in ölüm haberi duyuldu. Yeni yasalara göre Kral’a -ya da Kraliyet’in yeni inançlarına karşı- bir harekette bulunma cesareti gösterenlerin müthiş sonuçlara katlanacağı duyuruldu. Kral Henry iyice sabırsızlanıyordu ama Anne’in kocasına karşı işlediği en büyük suç ona erkek varis verememekti.

Kraliyette baskı artarken kendini Kral’ın inayeti altında bulanlar hakimiyetlerinin yakında sona ereceğini önceden görebiliyordu. Tudors dizisinin ikinci sezonunun zengin görsel ayrıntılarla dolu romanı Henry ve Anne arasındaki aşkın tarihi ve dramatik önemini gözler önüne seriyor.


Devamını okuyun...>>

13 Ekim 2009 Salı

"İŞARET" Kristin CAST(Serinin 1.kitabı)


KİTAP HAKKINDA

YENİ BİR HAYAT YENİ BİR AŞK...
TÜM DÜNYADA GENÇLERİN TUTKUNU OLDUĞU YENİ BİR VAMPİR SERİSİ “Yüzümü ona çevirdiğimden beri bu kitap beni kendine esir etti. Tamamıyla muhteşem. İŞARET ateşli karanlık ve eğlenceli.”
—GENA SHOWALTER Yazar ”İlk paragraftan itibaren bağımlısı oldum. Kitabı bir çırpıda bitirdim.”
—MaryJanice Davidson New York Times bestseller yazarı Aşırı derecede bağımlılık yapan bir vampir serisi
--Romantic Times On altı yaşındaki Zoey İz Sürücü tarafından İşaretlendiğinde eski hayatının geride kaldığını anlamıştı. Şimdi artık arkadaşlarından ve ailesinden ayrılıp çalışması gereken tek dersin Vampir 101 olacağı Gece Evi’ne yerleşmek zorundaydı. Aşk, İhanet, Gerilim ve Rekabet dolu Gece Evi Serisinin İlk kitabı İŞARET sizi kendisine esir edecek. GECE EVİ’NİN KARANLIK VE BÜYÜLÜ DÜNYASINA DAVETLİSİNİZ


Devamını okuyun...>>

"İHANET " Kristin CAST(Serinin 2.kitabı)


KİTAP ÖZETİ;

Kitabın Yayın Evi: Pegasus Yayıncılık
Basım Tarihi: Haziran 2009

Kışkırtıcı bir ihanet, şaşırtıcı bir tehlike...
Gece Evi serisinin büyüleyici ilk kitabı İşaret'ten sonra İhanet kitabında da heyecan artarak devam ediyor.


Zoey için hayat harika bir şekilde akıp gitmektedir. O sonunda vampir tanrıçasının ona verdiği büyük güçlerle barışık hale gelmiştir ve okulun bir parçası olduğunu içtenlikle hisseder. Fakat ardından hesapta olmayan bir şey gerçekleşir: Küçük yaştaki çocuklar öldürülür ve bütün deliller Gece Evi'ni işaret etmektedir. Zoey kendisini eşsiz kılan yeteneklerin sevdiklerine karşı bir tehdit unsuru olabileceğini anlar

Gece Evi serisinin ikinci kitabı "İhanet" sizi esir edecek.

'Karanlık vampir dünyasında geçen olağanüstü etkileyici bir macera.'

- Romantic Times

'Son zamanların en iyi gençlik romanı. Sosyal bir dışlanmış olmanın ve dostluğun muhteşem güzelliğini gösteriyor.'

- The Beltane Papers
__________________
İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.

Napoléon Bonaparte


Devamını okuyun...>>

"SEÇİLMİŞ" Kristin CAST (Serinin 3.kitabı)


Kitap özeti;

İLK ÖNCE İŞARET'LENDİ,
ARDINDAN İHANET'E UĞRADI,
ŞİMDİ İSE ZOEY BİR SEÇİLMİŞ...

Dünyada satış rekorları kıran, okuyan herkesi bağımlısı yapan gençlerin yeni gözdesi Gece Evi Serisinin 3'ncü kitabı Seçilmiş'de heyecan hiç hız kesmeden katlanarak devam ediyor.

DİŞLERİNİZİ BU MUHTEŞEM MACERAYA GEÇİREBİLİRSİNİZ..

Büyük bir felaket, Zoey Kızılkuş'u bekliyor. En iyi arkadaşı artık Ölümsüz. Dostları birer düşmana dönüşmekteler, düşmanları ise birer dosta. Ve o kana susamış üç erkekle aynı anda çıkmaktadır. Genç bir vampir olmak hiç bu kadar zor olmamıştı.

"Cast ekibi geri döndü ve kendi doğaüstü dünyalarının derinliklerinde ortalığı karıştırıyorlar..."
-Romantic Times BOOKreviews

"İşte karşınızde günümüzün en iyi gençlik serisi. Seçilmiş'te İşaret ve İhanet kadar etkileyici ve sürükleyici. Tutkunu olacaksınız..."
-Harrıet Klausner


Devamını okuyun...>>

"VAHŞİ"Kristin CAST (Serinin 4.son kitabı)




ZOEY’İN YENİ MACERASININ
TADINI ÇIKARMAYA HAZIR OLUN!


Dostlarınız sizi terk ettikleri zaman hayat çekilmez olur. İsterseniz Zoey Kızılkuş’a sorun. Bir hafta içinde üç erkek arkadaşının üçünden de oldu; sıkı bir arkadaş grubunun üyesiyken, istenmeyen birine dönüştü. Artık hayattaki tek arkadaşları ölümden dönenler ya da İşaret’inden olanlar. Üstelik Neferet insanlara savaş açtı ve Zoey bunun yanlış olduğunu biliyor. Ona kulak verecek kimse var mı?


Devamını okuyun...>>

12 Ekim 2009 Pazartesi

MARAZ "Hande ALTAYLI"


KİTAP TANITIMI;
Yürek burkuntularının mahrem romanı...Hande Altaylı'nın çok satan Aşka Şeytan Karışır'ın ardından heyecan verici yeni eseri.Bazen hayatın sigortası atar; ışıklar söner ve her yer karanlığa gömülür. Sesler seslere, nefesler nefeslere karışır; doğrular yalana bulanır. Gözbebekleri büyür, gözbebekleri küçülür...Maraz, hiç beklemediği bir anda kendi karanlığında kalan genç bir kadının, Aslı'nın hikâyesi. Aniden tuzla buz olan bir evlilik ve sonrasında büyük bir hızla tersine dönmeye başlayan dünya...


Devamını okuyun...>>

"ÖTEKİ" Ece VAHAPOĞLU


Kitap özeti;

Türbanlı bir kız, öteki kesimden kız arkadaşına ilgi duyarsa…
Aşk evliliği sürdüren, parlak bir kariyere sahip güzel sunucu Esin ile babasının şirketinde çalışan,
İslami değerlere bağlı tesettürlü Kübra, önce karşılıklı olarak ötekini, sonra da kendi benliklerini keşfediyorlar. Aralarındaki ilişki, hiç tahmin edilemeyen yerlere doğru sürüklüyor onları…
Öteki, Esin ve Kübra’nın sıra dışı dostlukları üzerinden, Türkiye’deki modern ve muhafazakâr bölünmüşlüğün kıvrımlarında dolaşıyor.
Ece Vahapoğlu’ndan, aşk, ihanet, önyargılar, din, cinsellik, tabular ve bastırılmış duygular üzerine sarsıcı bir roman…
“Sanki ruhunu kazıyor, gizli kalmış duyguları açığa çıkarıyordu... İki kızın gözleri buluştu.”
“Gazetecilikte biriktirdiklerini romana aktarmış. Günümüz Türkiyesi’nde ‘öteki’ denilen kesimi cesur bir hikâyeyle anlatmış. Beklenmedik bir şekilde türbanlı genç kızların sorunlarını içselleştirip yazmış. Sürükleyici… Heyecanlı… Şaşırtıcı!”

Kitap'dan;

“Bir kızla öpüştün mü hiç?”
Kübra irkildi. Beklemediği bir soruydu. Esin’in dini hayata dair meraklarına alışkındı, ama böyle bir konunun dile getirilmesinden tedirgin olmuştu.
“Ha... hayır” diyebildi.
Esin bakışlarını kaydırdı, muzipce ama biraz da davetkâr bir tavırla tavana doğru baktı.
“Hımm... Ben de hiç denemedim. Hemcinsinle öpüşmek nasıl bir duygu acaba?”
Neler söylüyordu Esin böyle!
Kübra’yı ateş bastı. Belki de hayatında ilk kez duygularından korkuyordu.
Vicdan azabıyla karışık bir utanç içindeydi.
Esin’in tenini hissetmek, nefesini duymak, yanına uzanmak istiyordu.
Onu istiyordu...
Bu düşüncelerinden dolayı kaç gece uykusu kaçmıştı.
Ama o masumca sevmek istiyordu. Kimseler bilmeden...
Esin bile bilmesin. Utanıyordu çünkü.
Esin de kendisine farklı yerlerden bakmayı öğreten, bilmediği bir yaşam tarzından gelen bu kızla arasında gizemli bir bağ kurulduğunu seziyordu. çinde gizlenen ama belki de hiçbir zaman ortaya çıkmayacak kadını Kübra sayesinde bulmuştu. Öteki’ni önyargısız sevebilen, hayatına sokabilen, ibadet ve inanca çok daha sıcak bakabilen, başka bir kadın... Esin’e benzeyen, ama o zamana kadar hiç farkına varmadığı bir kadındı bu.
İkisi de daha önce hiç tanımadığı duygular yaşıyor, birlikte vakit geçirmekten hoşlanıyorlardı. Birbirlerinin eksik yanlarını tamamlıyorlardı.

Yazar: Ece Vahapoglu
Yayinevi: Dogan Kitap
ISBN: 978-605-111-336-4
Sayfa sayısı: 294 s.
Ebat: 13,5x19,5 cm


Devamını okuyun...>>

8 Ekim 2009 Perşembe

Recaizade Mahmut EKREM "ARABA SEVDASI"


KİTABIN ÖZETİ;

Bir görüşte aşık olan Fransız hayranı savurgan bir şahsın, kendi kendine gelin-güvey olarak yaşadıklarını anlatmaktadır.
Bihruz Bey zamanındaki İstanbul’da yaşayan, pek şık giyinmesini seven ve validesinin yardımıyla geçinen, kibirli ve kendini dekolte gören, genç bir beydir. Her yıl olduğu gibi, baharın gelmesiyle Bihruz Bey’in de içi hoş olur ve sık sık gezintilere çıkar. Bir gün gelir ve lando diye tabir edilen ve bir o kadar da şık olan sarı renkli at arabasına biner. Arabasından indiğinde güzel bir lando daha gelir ve içerisinden iki hanım iner. Biri Periveş adında güzel, yirmi yaşlarında, sarışın bir hanım ve diğeride Bihruz Bey’in sarışın hanımın hizmetkarı sandığı yaşlıca bir kadındır. Bihruz Bey, blond diye tabir ettiği sarışın hanıma gönlünü kaptırır. Bu hanımların arakalarından yürür ve hanımların bu yere bir sonraki Cuma geleceklerini öğrense de gelecekleri saati öğrenmek nasip olmaz. Bir anda Keyfi Bey’in çıkması ile Periveş hanım hızlıca kaçar ve Bihruz Bey her ne kadar takip etmeye çalışsa da izini kaybeder. O günden sonra bu sarışın güzel, Bihruz Bey’in aklından hiç çıkmaz.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet



Bihruz Bey sarışın hanım için bir mektup ve alıntı bir şiir yazıp, gönderir. Fakat daha sonra şiirde anlamını bilmediği bir sözcüğün, ona değil de sarışın yerine esmere hitap ettiğini öğrenince kahrolur. Bu sırada borçlarının kabarması üzerine paraya ihtiyaç duymaktatır. Bu yüzden köşkü satmayı düşünse de validesi buna izin vermemektedir. Keyfi Bey ile konuşurken Keyfi Bey’in yalandan söylediği sarışın güzelin (blondun) öldüğü haberini alır. Bunun üzerine Bihruz Bey sanki çok büyük bir aşk yaşamışlar gibi kendini kahreder, günlerce ağlar.

Daha yeni kendine geldiği anda dışarı gezintiye çıkmıştır. Üsküdar vapuruna yaklaşır fakat onu kaçırır. Vapur henüz iskeleden ayrıldığı anda Periveş hanımın vapurda oturduğunu görür. Bir anda büyük bir heyecana kapılır ve sevinçten gözleri ışıldar. Keyfi Bey’in yalanını suratına çarpmak hevesiyle Keyfi Bey’in yanına gider fakat Keyfi Bey ikinci bir yalanla o gördüğü kişinin Periveş hanım olmadığını ve ona çok benzeyen bir çalışanı olduğunu söyler. Bunu üzerine Bihruz Bey tekrar yıkılır. Bu esnada alıcaklılar Bihruz Bey’i sıkıştırmaktadır.

Bihruz Bey’in arabacısı olan Andon bir gün Bihruz Bey’in emri üzerine onu bekler ve Bihruz Bey’in geri dönmemesi üzerine köşke doğru yola koyulur. Bu esnada arabayı çizdirerek ufak bir kaza yapar. Bundan Bihruz Bey’in haberi olmadan kurtulmak amacıyla arabayı tamir fabrikasına götürür. Fabrikasında Bihruz Bey’in arabasını gören Kondaraki, onca uyarılara rağmen Bihruz Bey’in borcunu ödememesi üzerine arabaya ve hayvanlara el koyar. Bunun üzerine Andon çaresiz köşke gider ve olanları Bihruz Bey’e anlatınca işten kovulur. Kondaraki daha sonra Bihruz Bey’e nisbet olurcasına Andon’u işe alır.
Bihruz Bey validesinin isteği üzerine İstanbul’dan ayrılmayı düşünürken bir yıl daha burda geçirmeye karar verir. Bu esnada Müsyü Piyer ara sıra gelmekte ve beraber çalışmaktadırlar. Bir gün Bihruz Bey çarşıda gezerken o sarışını tekrar görür ve blondunun çalışanı olarak sandığından aşık olduğu sarışın kadının mezarını öğrenmek maksadıyla hanımın peşine koyulur. Ara bir sokaktan geçerken nazik bir şekilde durumu izah eder. Sonra da aşık olduğu o sarışın hanımın aslında o çalışan kadın olduğunu ve o gün geldikleri güzel arabayı kiraladıklarını diyer bir tabir ile zengin olmadıklarını öğrenir. Bunun üzerine yalan aşkından dolayı Bihruz Bey bir daha yıkılır. Sarışın hanım da alay ederek yoluna devam eder.

Bu eserden dış görünüşün insanı yanıltabileceği ve dış görünüşe fazla aldanılmaması gerektiği yargısı çıkarılmaktadır. Bunun yanında insanın olayları kendi istediği gibi agılamayıp gerçeği görmesinin gerektiği, o zamanlarda görülen ve yabancı hayranlığından kaynaklanan Fransızca ile karışık bir dil kullanma durumunun kişilerin anlaşmasında zorluklar yarattığı ve önyargılı davranışların insanı ne derece hataya sürüklediği anlatılmaktadır.


Devamını okuyun...>>

Halide Edip ADIVAR "Sinekli Bakkal"


KİTAP ÖZETİ;

OLAY ÖRGÜSÜ: Roman iki ana kısımdan oluşuyor. Birinci kısım kendi içinde yirmi yedi bölüm halindedir. İkinci kısım ise kendi içinde yirmi üç bölümden oluşuyor.

Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasal,toplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II.Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia’nın hayat hikayesi daha ön plandadır. Romanın ilk bölümünde daha çok ve karışık olaylar birbiri ardınca anlatılıyor; bu bölüm çözülecek olan bir düğüm şeklinde son buluyor. İkinci bölümde olay daha özele iniyor; daha yavaş bir şekilde Rabia’nın hayatı anlatılıyor. Romanın sonu hızlı bir şekilde ve çözüme ulaşarak bitiyor. Yazar,bu romanda kendi inandığı felsefeyi, değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatıyor. Romanda zamana,reel hayata göre ya da bize göre ters gelen ve eleştirilecek noktalar olabilir; fakat bence önemli olan yazarın kendi görüşlerini ve kendi doğrularını güzel bir şekilde sunabilmiş olması ve bu sunumun en çok basılan-okunan romanlardan olabilmesidir.

Halide Edip’e göre medeni bir kadın iyi bir eğitimden geçmeli,dil öğrenmeli,spor yapmalı; toplum içinde çok rahat kendini ifade edebilmelidir. Romanın baş kahramanı olan Rabia da o dönemin şartlarına göre toplum içinde kendini çok rahatlıkla ifade edebilen her kesim tarafından sevilen ve saygı duyulan bir kadındır. Meselelerde bahsettiğim gibi bu roman,kendince, “olması gerekenleri” ve pek çok konudaki ideallerini,belki de bir nevi “simeranya”sının ipuçlarını yansıtıyor.

ZAMAN: Bu roman II.Abdülhamit zamanında geçiyor (33 sene) . Roman,Sinekli Bakkal’ın tanıtımı ve Emine ile Tevfik’in çocukluklarıyla başlar. Çocuklukları gibi evlilik dönemi de kısaca anlatılır. Bu dönemi yaklaşık olarak 15-20 sene kadar düşünebiliriz. Rabia’nın doğumuyla(herhalde 1886 yılında) birlikte onun hayatı çevresinde diğer hayatlar da müşterek olarak anlatılıyor. Rabia’nın hayatını zamanı hesaplamak için düşünecek olursak; bir ara evlendiklerinden sonra Osman,Rabia’nın yirmi bir yaşlarında kendisinin ise kırklarında olduğunu dile getirir.(Rabia,on bir yaşlarında hıfzını tamamlamıştı; yaklaşık bu yaşlarında Peregrini ile onu tanıştırıyorlar; Peregrini bu tarihte otuz yaşında olmalıdır.) Buradan da Rabia ile geçen süreyi 22 sene kadar sayabiliriz. (1 Mayıs 1907 evlendikleri tarih; 21 Aralık 1907 doğum gecesi) .. 23 Temmuz 1908’de ihtilal oluyor; bu tarihten bir müddet sonra da sürgünlerin döndüğünü düşünebiliriz. Bizlerin okurken tanık olduğumuz yaklaşık 40-50 yıllık bir zaman...Halide Edip,romanda klasik tarzda yazmıştır; roman zamanında da klasik tarzı görebiliyoruz.

Halide Edip,romanı 1935 yılında yazmıştır. Kendisi de Abdülhamit döneminde yaşamış,hatta çevirisi sebebiyle ondan Şefkat Nişanı almıştır. Yani o dönemleri (kendince) iyi bilmektedir. Bunu romanın arka planındaki,dönemin gelişmelerinde hissedebiliyoruz. Romanlarında tam olmasa da kendi hayatından parçalara rastladığımız yazarın,bu romanında da pek çok bağlantı bulabiliyoruz.

MEKAN: Mekan bütün olarak İstanbul’dur. Ama romanın esas mekanı Sinekli Bakkal sokağı ve mahallesidir. Halide Edip’in hayatını incelerken 1913 yılında Evkaf Kız Mektepleri umumi müfettişliği ile vazifeliyken her hafta fakir mahalleleri,bilhassa Sinekli Bakkal’ı ziyaret ettiği dikkatimizi çekmişti. Büyük bir ihtimalle bu gezileri esnasındaki izlenimleri 1935 yılında yazdığı bu romanında kullanılmış olmalıdır.

Sinekli Bakkal Sokağı, Aksaray civarında dar bir sokaktır. 16 Aralık 1999 tarihli bir gazete haberinde belirtildiğine göre; Aksaray’dan Haseki Hastanesi’ne doğru dönünce ikiye ayrılan yolun solunda,sağdaki son sokak bugün görünüş olarak çok değişmekle birlikte; adı Sinekli Bahçe Sokağı imiş. Sinekli Bakkal; bakkalıyla, kahvesiyle, ahşap evleriyle, çeşmesiyle tam anlamıyla halka ait bir muhittir. İstanbul’un bu mekanı halkı ve halk kültürünü temsil etmektedir. Bununla birlikte Boğaziçi, Bebek, Beyoğlu, Çamlıca, Galata Köprüsü,Haliç ise gezinti yerleri, konakları, bonmarşeleri ile yeni ve zengin İstanbul’u temsil ediyor. Ayrıca mekanda da doğu-batı; eski-yeni meselesiyle karşılaşıyoruz. Rabia’nın mekandaki güzellik anlayışı; genişlik,ışık,açıklık,sadelik ile anlatılırken,Osman’ınki ise daha karışık,daha zıt unsurların birleşmesiyle oluşan bir güzellik anlayışıdır.

Ayrıca bahçe tasvirleri de oldukça yer tutmaktadır. Diğer meselelerde olduğu gibi mekanda da önce zıtlıklar gözümüze çarpıyor; bu zıtlıklarda sentez ise İmam’ın üç katlı evinin tamirden sonraki halinde yapılmıştır. Romanda açık alanlarda kapalı alanlar da bulunuyor,ama geneli dikkate alınırsa kapalı alanlar daha çok; ev,konak,bakkal gibi.

BAKIŞ AÇISI: Romanda “hakim bakış açısı” vardır. Dönemin fiziki,pikolojik şartlarını iyi bilen; mekanı tanıyan; romandaki her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan bir anlatıcı-yazar göze çarpmaktadır. Sinekli Bakkal’ın Halide Edip’in üçüncü tür olan “töre romanları”na girdiğini daha önce belirtmiştik. Böyle bir romanda ise okuyucunun güvenebileceği,anlatılanlar konusunda tecrübeli olduğunu hissedebileceğimiz bir bakış açısı kullanılmıştır. Fakat yazar,anlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.

KİŞİLER:

RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Akranları gibi yedi yaşında ev işlerini güzel bir şekilde yapabiliyordu. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; kızından dolayı mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. On bir yaşında hıfzını dedesine dinletmiştir. İstanbul’un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede’den ders almaya başlar; kısa sürede tef,ud,kanun gibi alaturka sazları süratle ve kabiliyetle öğrenmiştir. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Daha sonra Peregrini’den de batı müziği dersleri almaya başlamıştır ve bunda da başarılı olmuştur. Hatta doğu ve batı müziğini kendi üslubunda sentezlemiştir. Vehbi Dede ile tanıştıktan sonra dedesinin korkutucu din öğretilerinden bir nebze mevleviliğin yumuşaklığına doğru kaysa da hayatının pek çok anında dedesinin etkisi ön plana çıkmıştır. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkar yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu simasına da yansımıştır.

Peregrini’nin gözlemlerinden çıkardığımıza göre de; ”tabiatında riyazete temayül,manevi bir perhizkarlık,süratle düşünüp salim kararlar alma kabiliyeti” vardı. Ayrıca “fikirlerinden ziyade insanlara,yaşayan şeylere bağlı,sevdiği vakit ölüme kadar seven, en küçük bir şefkat tecellisiyle kalbi atan bir kadın olacağı” çocukluğundan anlaşılıyordu. Sanat zevki “herhangi bir üstadı tatmin edecek kadar dürüst ve salim” idi.

Karar verdi mi peşine bırakmayan; kendisine ihtiyacı olanlara yardımsever ve vefakar; onurlu ve Sinekli Bakkal’a-köklerine her şeyiyle bağlıdır. Aynı zamanda “giydiği her kıyafete şahsiyetinden bir şeyler katan” bir özelliği vardır. Uyuşamadığı noktalarda,münakaşa esnasında,inatçı ve kesinlikle cevap vermeyen bir yapıya sahip; aynı zamanda kabullenmediği şeyleri asla yapmayacak kadar inatçı ve güçlü. Açıklayamadığı ve gücünün yetmediği konularda kadere,alınyazısına son derece bağlı. Analık sevki tabiisi çok güçlü. Ruhi olarak cinsi buhranları yok. Rabia için Rakım’ın kullandığı; ”kız değil,sanki tılsımlı kuyu. İçine mazaallah ayağı kayıp düşeni dünyanın çengeli çekip çıkaramaz.” (s.317) tabiri de roman içinde onun yerini iyi ifade eden bir tamlamadır. Olumlu özelliklerin çoğunu kendinde toplamış bir kadın tiplemesidir. Eserde diğer bütün hayatlar onun hayatı etrafında ortak bir şekilde anlatılmaktadır. Doğuyu,halk kültürünü; fakat batıyla senteze ulaşabilmiş ve batıya pek çok şeyini kabul ettirebilmiş bir doğuyu temsil ediyor.

PEREGRİNİ=OSMAN: Peregrini,Garp müziğinin üstadı olan,kulağı çok hassas bir müzik hocası. Ateşli ve heyecanlı bir yapıya sahip. Felsefeyi,fikri tartışmaları ve konuşmayı çok seviyor. Babası soylu bir İspanyol,fakat o babasını tanımıyor; annesi tarafından büyütülmüş. Annesi ise Papa İtalyalı olduğu için oranın milliyetine geçecek kadar dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi.Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarak,yirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçer,ismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar. Kendisinin üç şahsiyeti olduğuna inanır; birincisi dimağı,ikincisi ruhu,üçüncüsü de kalbi.

Rabia’yı tanıştıklarından itibaren en çok tahlil eden kişi. Tahlil,gözlem onun için çok önemli; bu bir bölümde şu şekilde dile getiriliyor; ”Osman,bir insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için diri bir göğsü yarıp açmaya razı olacak kadar fikri tecessüsün esiri.”(s.357) Bu özelliği de onun Garp çocuğu olmasıyla irtibatlandırılıyor. Sürekli soru soran ve öğrenmeye hevesli bir yapısı var.Rabia’yı gerçekten seviyor ve ona saygı duyuyor; çok zengin ve asil bir aileden olsa bile sırf bu sevgisinden dolayı her şeyi geride bırakıp Rabia’nın istediği hayatı kabul ediyor. Zaman zaman alıştığı yaşantının çok dışındaki bu hayattan dolayı sıkıntı çekse de Rabia’ya olan bağlılığıyla ve çevresindekilerin ona gösterdiği alaka ile bu yeni hayatına uyum sağlıyor. Yeni evlerine taşındıktan sonra ancak kendine özel bir çalışma odası ayırıp,orada yapmak istediği beste ile uğraşabiliyor. “Tılsımlı kuyu” operası da aynı zamanda Rabia ile Osman sentezinin canlı bir göstergesi oluyor. Peregrini olarak başladığı yolu Osman olarak noktalayan kahraman olumlu ve yuvarlak bir karakterdir. Batıyı,yeniyi; ama doğuyla senteze ulaşabilmiş,doğuyla birleşmesi neticesinde olumlu özelliklerini arttırmış bir batıyı temsil ediyor.

VEHBİ DEDE: Dini,ama bilhassa tasavvufu temsil ediyor. O,romanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıp,kendini her yönde geliştirir. Peregrini’nin Osman’a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür. Hasılı Dede ve temsil ettiği felsefe romanda sorun-problem-anlaşmazlık olan her yerde çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunların yanında insani özelliklerden soyutlanmış bir karakter değildir. Tam aksi birebir hayatın her alanında olan bir karakterdir. Felsefenin dışında pek çok telli saza ve neye vakıf bir alaturka musiki hocasıdır. İnsanların kızını,bütün ailesini güvenerek teslim ettiği,emanet ettiği bir güven kapısıdır. Ayrıca insanların rahatlıkla sırlarını,dertlerini de paylaştığı bir kişidir. Her olaya daima yumuşak bir tavırla yaklaşır. Kainatta gerçekleşen her hadiseye esas kudretin gölgeleri nazarıyla bakabilir ve bunu yanındakilere de izah etmeye gayret gösterir. İnsana huzur veren bir yapısı vardır; hem iç alemiyle hem de dış görünüşüyle. Mütevazi, az söyleyen ve çok perhizkar bir şekilde yaşayan; sakin ve telaşsız bir yapıya sahip.

TEVFİK=KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. “Yürüyüp söylemeye başladığı andan itibaren herkesin taklidini yapmış bütün mahalleyi güldürmüş”(s.13) : ”bütün havailiklerine rağmen İstanbul’un hudai nabit yetiştirdiği halk sanatkarlarının hususiyetlerini gösteren” (s.13) birisi. Çocukluğundan itibaren hem fiziki özellikleriyle hem de sanatçı yönüyle ön planda olmuş. Çocukluğu yeğeni olduğu İstanbul Bakkaliyesi sahibi Mustafa Efendi’nin yanında geçiyor. Paraya önem vermiyor ve mahallenin daha ziyade fakirleriyle arkadaş. Tembel ve çocuk ruhlu,neşeli,oyunu seviyor. Elleri kağıt parçalarına can veren bir çevikliğe sahip. Sesini,mimiklerini kullanma da oldukça usta. Tevfik’in dinle ilgisi ve bağlantısı yok; içki içen,ilk sürgününde eğlence hayatını yaşamış birisi. Ona göre sanat; yazılı değil,her an değişen hayattadır. Paraya hiç kıymet vermiyor. Sevdiği kişi,arkadaşı,dostu için cezaya ve canını bile vermeye razı olacak kadar sadık ve cesaretli bir yapıya sahip.

İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı. Mahalle sakinleri tarafından pinti ve hasis olarak biliniyor. Paraya ve mevkiye düşkün; para için jurnalcilik yapabilen biri. Görünüşünde ve konuşmasında heybet var. Vaazlarında cehennemi daha parlak ve canlı olarak anlatıyor. Hazza ve sevince,umum hayat tecellisine karşı dinmeyen bir kin ve affetmeyen bir düşmanlığı herkese öğretmeye çalışıyor. Hiç tebessüm etmeyen,gülmeyen biri. Yeni olan şeylere karşı. Bütün katılığına rağmen Vehbi Dede’ye evliya olarak bakıyor; ona saygı duyuyor. Kindar ve inatçı. Yaşlılığında bile rahmet,şefaat vadeden surelere bile kinini,insanları hiç affetmeyen nefretini karıştırıyor. Bütün mahalle halkını “cehennemlik” olarak görüyor. Sert,değişmeyen eskiyi temsil ediyor. İmam karakteri olarak olumsuz ve korkutucu bir tip.

EMİNE: İmam’ın kızı,Tevfik’in karısı ve Rabia’nın annesi. Çocukluğundan itibaren hamarat,titiz, mahalle çocuklarıyla oynamaya tenezzül etmeyen biri. Suratsız ve gülmeyen; İmam’ın akidesinin biricik timsali. On yedi yaşında Tevfik’e kaçıyor; Tevfik’in balmumu gibi kalıptan kalıba girmesinde ideal bir koca sezdiği ve ona oyunculuğu bırakacağına dair söz verdirttiği için onunla evleniyor. Kalbi kuru,kafası dar ve dilinin zehir gibi olmasının yanında kindar ve gururlu. İdeal olarak babasını düşünüyor. O da babası gibi paraya önem veriyor. Kendine göre olan namus anlayışı çok önemli. Tevfik’ten ayrıldıktan sonra ona sürekli beddua eden ve onu kötüleyen biri. Tevfik’ten ne kadar nefret etse de onu kendi malı gibi görüyor ve ona döneceğini düşünüyor. Asla affetmiyor. Kini ve üzüntüsüyle günden güne çöküp vefat ediyor.

SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı. Boş zamanlarında sigara iskemlesi,köşelik,arka kaşağı yapar. İyi bir aile babası ve karısına bağlı. Paşa,tamamen eski zaman adamı. Samimi ve kendi ölçüleriyle namuskar.

SABİHA HANIM: Selim Paşa’nın karısı. Bir yönüyle hayır sahibi,merhametli,bağış seven; sağ elinin verdiğini sol elinin duymadığı biri; diğer yönüyle de saza söze düşkün,bir dalda durmayan bir kadın. Halk türkülerini,oyun havalarını sevdiği gibi en ağır dini musikiyi de seviyor. Hükmeden,meraklı; emri altındaki her ferdin ne yaptığını-ne düşündüğünü öğrenmezse içi rahat etmez. Bunların yanında sır saklayan,ağzı sıkı biri. Ailesine düşkün; eşinin ikinci bir hanımı ve ondan çocuğu olduğunu bildiği halde bunu saklamış,hanım ölünce de kızlarına bakmış. Bunun yanında oğlunu çok seven bir anne.

HİLMİ: Selim Paşa ile Sabiha Hanım’ın oğlu. Jön Türk. Genç ve devrimci aydınları temsil ediyor. Giyimine dikkat eder ve zevkinde diğer “paşazade” çocuklarından onu ayıran bir başkalık, durgunluk vardır. Gözleri ve bakışının manası ile ağzı ve dudaklarının ifadesi onun ince düşünceli bir mizaca sahip olduğu havasını vermektedir. Annesine derin bir sevgi ve hürmeti vardır; bunu davranışlarıyla da gösterir.

RAKIM AMCA=CÜCE: Tevfik’in oyuncu arkadaşlarından.. Rabia’ya sözünü geçirebilen,çıkışabilen yegane kişilerden biri.

Neşeli,taklit yeteneği olan bir oyuncu. Dindar değil,zaman zaman içki içiyor; Ramazan’da oruç tutmuyor ve namaz kılmıyor; Vehbi Dede’ye ve dindarlara saygılı.

BİLAL: Rumelili Bahçıvan Ramazan Ağa’nın yeğeni. Yaşı küçükken bile özellikleri belirgin; isyankar mağrur,ateşli. Tokattan,tekmeden kaçan; başını her halden kurtarabilen biri. Yaşlıları bile ürküten bakışlara sahip. İş yapmayı sevmiyor. Selim Paşa tarafından görünüşü ve gözlerindeki kudreti farkedilerek okutuluyor. Rabia’yı tutkulu bir şekilde seviyor. Rabia ise ilk kendi yaşlarında bir karşı cins olarak ondan hoşlanıyor; fakat Selim Paşa’nın dile getirdiği evlenme teklifini kesin olarak reddediyor. Bundan sonra Bilal,Paşa’nın damadı olma yolunda ilerliyor. Bilal,Vehbi Dede ve Peregrini’yi çalgıcı olarak; Hilmi ve arkadaşlarını ise birer züppe olarak görüyor. Paşa’yı beğeniyor ve her haliyle onun gibi olmak istiyor. Kudret hissi ve hakimiyet duygusu çok baskın. Rabia’nın evleneceğini öğrendiğinde bile onu sevdiğini farkediyor; Mihri ile evlenince Anadolu’da görevli olacağını düşünerek kendini rahatlatmaya çalışıyor. 1907 yılında Hıdrellez de Mihri ile evlenince gözden kayboluyor.

TULUMBACI BAŞI SABİT BEYAĞABEY: Mahallenin Tulumbacı başlarından en hatırı sayılırı. Kendine mahsus bir babayiğitliği,namus ölçüsü vardı; ama bunun yanında külhanbeyliğin verdiği bir kabadayılığı,sert ve yakışıksız davranışları vardı. Rabia’ya göz dağı vermek için gidip bunu başaramayınca,bu olaydan sonra Rabia’dan korkar,ona saygı gösterir. Kendisiyle birlikte bütün tulumbacılar Rabia ile bağlantısı olan herkese saygı gösterirler. Rabia Osman ile evlendikten sonra da Osman ile iyi diyalog kuran biri olur.

ÇİNGENE PENBE: Batıl inançları bol olan bir çingene. Tevfik ile ilgilenirken Rabia’nın ikazıyla bundan vazgeçmiştir. Onlarla kalmaya başladıktan sonra Rabia’ya ev işlerinde yardım eden,onun “teyze” diye hitap ettiği biri olur.

KANARYA: Sabiha Hanım’ın alıp yetiştirdiği bir güzel Çerkes kızı. Daha sonra saraya Kadın Hanım’a verilen böylece saraya giren birisi. Sarayda sultanın yeğeniyle evlendirilir; bundan sonra Nejat Bey’in eşi olarak karşımıza çıkar. Abdülhamit’ten korkar ve onu sevmez. Nejat Bey’in eşi olduktan sonra da aslını unutmaz ve Sabiha Hanımlara saygıda kusur etmez. Rabia’nın düğün hazırlıklarında yardım ediyor ve sık sık görüşüyorlar. En son Rabia’nın hamileliği esnasında karşımıza çıkıyor. Yardımsever birisi.

NEJAT BEY: Padişahın yeğeni. Saray içinde yetişmiş,bundan dolayı halkın yaşantısı ona ilginç ve gizemli geliyor. Rabia’ya sanatkarlığının dışında bu yönünden dolayı bir yakınlık duyuyor. Batı müziğini ve piyano çalmayı biliyor. Vehbi Dede ve Peregrini ile her hafta toplanıyorlar. Babası da kendisi de çocuk tabiatlı olduğu için hiçbir entrikaya karışmazlar. Onun için saray çevresinin en rahat ailesidirler.

SAFVET BEY: İkinci Mabeyinci. Hiç evlenmemiş. Yeğenlerini büyütüp,eğitimini sağlamış. İnsanlara iyilik ve kardeşlik yapmak için gökten yere inmiş bir hali var. “Aşk ahlakı! Kim bilir belki istikbalde insan müesseselerinin nazımı olur... İnşaallah olsun.” diye düşünen birisi.

DÜRNEV: Selim Paşa’ların gelini; Hilmi’nin eşi. Sabiha Hanım tarafından küçükken alınıp yetiştirilmiş,terbiye edilmiş,iyi bir tahsil verilmiş ve oğluyla evlendirilmiş bir Çerkes kızı. Fakat Sabiha Hanım romatizmaya yakalanıp yatağa bağlandıktan sonra cesaretlenip kendi başına hareket etmeye başlar. Aşırı süslü,karışık ve şaşaalı makyaja ve giyinişe sahip. Hareketleri ve mimikleri “resimli kitaplardan taklit” gibi. Taklitçi yeniyi temsil ediyor. Ama sürgünde yaşadığı zorluklardan sonra biraz daha olumlu hale gelmiş birisi.

GALİP: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Annesi ölmüş,zengin bir babanın oğlu. İleri ki dönemlerde Rabia’yı istiyor; fakat Rabia kabul etmiyor. Cüce tarafından “istediğin kalıba sokabileceğin bir koca adayı” olarak nitelendiriliyor. Bu vakadan sonra Rabia,Galip ve Şevki varken Hilmi’nin odasına çıkmaz.

ŞEVKİ: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Vehbi Dede’nin İmam’dan daha tehlikeli olduğunu düşünüyor. Devrimci gençliği temsil ediyor. Konuşkan,taklitçi ve düşüncesine ateşli bir şekilde bağlı.

ZATİ BEY: (Yeni) Dahiliye Nazırı. Dilediği ferdi asmak,boğdurmak kudretine sahip olmak için ömrünün on senesini fedaya hazırdı. Evi o zamanın alafrangalığına özenilerek dekor edilmiş; hizmetlileriyle,eşyasıyla ve kendi giyimiyle özentili birisi. Menfaatine düşkün. Dinle hiçbir alışverişi olmayan bir adam.

BAYRAM AĞA: Selim Paşa’nın bahçıvanı. Rumelili. Kendine ve yetiştiği ortama has kural ve prensipleri var. Otoriter.

BEHİRE HANIM: Safvet Bey’in kız kardeşinin kızı. Mürebbiyelerle büyütülen kibar kızlara kendi kültürleri,kendi klasiklerinin de öğretildiği devirde yetişmiş. Kocası sadece Avrupa’da yapmış olduğu için kendi kızlarını Fransız mürebbiyeler elinde yetiştirmiş; Avrupa’dan gelen her şeyi gökten inmiş bir emir kabul eden biriydi. Hayatları serbest ve mesut olsa da Behire Hanım ananelere bağlı; bundan dolayı da dayısının yanına sık geliyor.

ARİF: Safvet Bey’in yetim yeğeni. Safvet Bey tarafından büyütülmüş ve onunla birlikte kalıyor. Nejat Bey’den sonra en iyi Türk piyanist. Tembel olduğu için ve müzikten para kazanılması adet olmadığından çalışmıyor; canı istediği zaman Robert Koleji’ne kaydoluyor,bir müddet devam edip çıkıyor.

MUAVİN RANA BEY: Selim Paşa’nın yardımcısı.

GÖZPATLATAN MUZAFFER: Tehlikeli,siyasi sanıkları sorgulamayla memur. Görünüş olarak eski pehlivanlara benziyor. Yardımsever,vazifesini yerine getiren bir adam imajı var. 1908 ihtilalinden sonra ise Meşrutiyet hatibi olur.

MİSİS HOPKİNS: Robert Koleji’nin İngilizce hocasının madamı. Kanarya’nın arkadaşı; ondan hayatı hakkında pek çok şeyi öğreniyor.

EBE ZEHRA HANIM: Mahallenin ebesi.

KAHYA ŞÜKRİYE HANIM: Sabiha Hanım’ın kahyası. Konaktaki her şeyi hanımına haber veren, kendisine verilen görevleri yapan biri.

UŞAK ŞEVKET AĞA: Selim Paşa’nın uşağı. On beş yıldır Paşa’ya hizmet ediyor. Sinekli Bakkal’ın iç işlerini ezbere biliyor.

ESKİCİ FEHMİ EFENDİ: Sinekli Bakkal’ın umumi ve içtimai hayatına,her vesileyle karışan; ihtiyar heyetinin hatırı sayılır azalarından. Osman’a da yakınlık gösteren komşulardan. Mahallenin muhafazakar kısmını idare ediyor.

BEKÇİ RAMAZAN AĞA: Sinekli Bakkal bekçisi.

DOKTOR KASIM: Dahiliyeci. Türk tıbbına Alman fennini,biraz da katılığını getiren meşhur simalardan. Rabia’nın doktorlarından. Hastaların dimağlarına etki ederek tedavi etme fikrini İstanbul’da yayan ilk doktor olarak geçiyor. Çoluk çocuğu olmadığı için biraz daha sert yaklaştığı belirtiliyor.

DOKTOR SALİM: Jinekolog. Türk tıbbına Alman fennini ve katılığını sokan diğer meşhur sima. Rabia’nın doktoru. İlk sezeryan uygulayacağı hastası olduğu için Rabia ile çok ilgilenir. Daha yumuşak tabiatlı.

İKBAL HANIM: İkinci Mabeyinci Safvet Beyin süt ninesi ve yalının hanımı. İhtiyar,kendine göre bir sevimliliği olan,Çerkes asıllı. Elli beş senedir İstanbul’da olmasına rağmen Türkçe’yi tam öğrenememiş. Şiddetli taassupla dindar; fakat bu dindarlığının içi dolu değil. Vehbi Dede’ye ve Rabia’ya hürmeti çok. Çileli bir gençliği var; bunu daha sonra Rabia ile paylaşıyor.

ELENİ: Osman’ın aşçısı.

BAKKAL MUSTAFA EFENDİ: İstanbul Bakkaliyesi’nin sahibi,Tevfik’in dayısı. Tiryaki bir mahalle bakkalı.

MİHRİ: Selim Paşa’nın kızı.


Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2009 Cumartesi

"Paulo Coelho "SİMYACI"


KİTABIN ÖZETİ:

İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinin hazinesini aramaya gelen Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü.
Santiago: İhtiraslı çalışkan bir kişiliğe sahiptir. Çevredekilere çabuk uyum sağlayabilen şıpsevdi bir kişidir. Tek arzusu dünyada mutlu olmak ve kendi dilediği gibi yaşamaktır.

İngiliz: Kitap okumayı çok seven, akıllı ve macera seven bir kişiliğe sahiptir. Kişisel menkıbesini aramak üzere yola çıkan bir gezgindir.
Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş ” der ve oğlunu kutsar. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur.
Akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünür ve o şekilde hareket eder.
Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenir. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet “, beyaz olanı “hayır ” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Arap çocuğu ile tanışır, beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylerler.

Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam eder. Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvenir ve sonunda kumullar tepesine ulaşır. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordur. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir ” diye düşünür. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.

Simyacı da anlatılmak istenen,hayattaki mutluluğumuz bazen bize uzak gibi görünse de çok yakınımızda olabilir. Bunu geç de olsa anlamak bize hayatın tadına varmamızı sağlamasına yardımcı olacaktır.


Devamını okuyun...>>