Antonius ve Kleopatra (Collen McCullough)Zaman Yolcusunun Karısı" Audrey Niffenegger"KUSURSUZ PLAN "Clive Cussler"Kaç Yıl Geçti Aradan "NAŞİDE GÖKBUDAK"Kafirin Kızı "Kathleen Kent"Bu Dincler O Müslümanlara Benzemiyor" Soner YALÇIN"Alaçatı da Aşk" Mehmet CORALOrhan Pamuk "Benim Adım Kırmızı"Elif ŞAFAK "Siyah Süt"İskender PALA "Katre-i Matem " kitap özetiİclal AYDIN "Senin Adın Bile Geçmedi" kitap tanıtımı ~ Popüler Kitaplık,Popüler kitap özetleri,en son çıkan kitaplar
en çok satan kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en çok satan kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2009 Perşembe

Antonius ve Kleopatra (Collen McCullough)


Antonius ve Kleopatra (Collen McCullough)

Basım Tarihi : EKİM 2009

Antonius ve Kleopatra'nın efsanevi aşkını bilir misiniz? Bu ölümsüz aşk, politika ve güç hikayesi her zaman bir klasik olarak kalacak.

Caesar ölmüş ve Roma bir kez daha ikiye bölünmüştü. Lepidus, Afrika'ya geri döndüğünde, Antonius zengin Doğu'ya hükmediyor ve Octavianus da Roma'nın kalbini, yani Batı'yı kontrolü altında tutuyordu. Bu gergin barış süreci, sivil savaşı uzak tutmayı başarsa da Roma'nın gerçek bir hükümdara, Caesar'ın efsanesine sahip çıkacak Julius Caesar soyundan gelen hakiki bir varise ihtiyacı vardı. Bu tacın talibi de Doğu'nun tüm zenginlikleri hizmetine sunulan, kahraman ruhlu Antonius’tan başkası değildi. Her gerçek savaşçı-kral gibi o da iktidar hırsıyla yanıp tutuşan ve aynı zamanda kadınlara, şölenlere ve şaraba olan düşkünlüğünden hiç vazgeçmeyen bir generaldi. Yegane rakibi Octavianus'sa onun yanında pek de inandırıcı bir aday sayılmazdı. En az Antonius kadar kontrollü olan narin, sarışın genç adam Antonius’un atılgan karakteri yanında daha hoşgörülü, sakin ve ileri görüşlü bir yapıya sahipti. ıkisinin ortak olduğu tek noktaysa hırslarıydı.


Eski Roma'da politika ve savaş erkeklerin üstlendiği görevler olsa da, kadınlar da geleneksel sınırların dışında bir güç elde etmek için zekalarını ve cazibelerini kullanmak konusunda bir o kadar maharetliydi. Acımasız, altın gözlü kraliçe Kleopatra, Antonius’u sarayına ve yatağına kabul edecek ancak kalbini sıkı bir koruma altına almayı ihmal etmeyecekti. Önce bir hükümdar ve sonra da bir kadın olarak Kleopatra'nın yalnızca bir arzusu vardı: Çocuğunu, babası Julius Caesar'ın şu an için boşta kalmış tahtına geçirmek. Bu sırada Octavianus'un da yanında güçlü bir kadın vardı. Kocasına bu egemenlik yarışında yardım edebilmek için elinde tuttuğu gücü kullanmayı öğrenen biricik eşi, kuzguni siyah saçlı Livia Drusilla...

Hem kara, hem de denizde süregelen savaşlarla kaçınılmaz bir sona doğru ilerleyen hikayede, komplolar ve cinayetler, aşk ve politika geri dönüşümsüz bir şekilde birbirine dolanıyor.




Devamını okuyun...>>

17 Kasım 2009 Salı

Zaman Yolcusunun Karısı" Audrey Niffenegger"



Audrey Niffenegger; Çeviren: Elvan Umur
Epsilon Yayınları;
İstanbul, 2009, 2. baskı, 14 x 20 cm., 533 sayfa,
Amerika'da bir yıldan uzun süredir Amazon'un en çok satanlar listesinden düşmeyen ve Amazon editörlerinin 2004 yılının en iyi kitabı seçtiği 'Zaman Yolcusunun Karısı', çok katmanlı bir roman. Dokunaklı bir aşk hikayesini; gerçekçi karakter çözümlemelerinden vazgeçmeden, ilginç bir bilimkurgu dünyasına oturtan bu kitap için, 'son yılların en güzel aşk hikayesi' diyebiliriz.

'Artık aşk hikayeleri yazılmıyor diyenlere, 'Zaman Yolcusunun Karısı'nı ısrarla öneririm. Baş döndürecek kadar romantik olmasının yanında, hayran olunacak bir yaratıcılık ve ustalıkla işlenmiş büyüleyici bir roman'

- Scott Turow

'Bu kitap ürkütücü bir şekilde kusursuz'

- Scotland on Sunday

'Nifenegger büyük bir içtenlik ve cesaretle, kendi zaman tünelindeki aynalarla oynuyor.'

- The New Yorker

(Tanıtım Yazısı'ndan)


Devamını okuyun...>>

KUSURSUZ PLAN "Clive Cussler"


Kusursuz Plan Kitap özeti;

· Altın Kitaplar
· Basım Tarihi : 10 - 2009
· ISBN : 9789752111752
· Sayfa Sayısı : 384
· Çevirmen : Esat Ören


Nisan 1950: Montana Gölü'nün derin sularından paslı bir buharlı lokomotif enkazı çıkarılır. Lokomotifte bulunan kırk dört yıl önce ölmüş üç ceset, olayı izleyenleri hiç ilgilendirmemektedir. Onları ilgilendiren, bundan sonra olacaklardır... Yıl 1906: Amerika'nın batı eyaletlerinde iki yıldır esmekte olan suç dalgası ortalığı kasıp kavurmaktadır. Tek başına pek çok banka soygunu düzenleyen bir adam, olaylara tanık olanları da gözünü kırpmadan öldürüp geride tek bir iz bırakmadan ortadan kaybolur.

'Kasap Haydut' adıyla anılan adamın işlediği suçlar, artık hükümeti de harekete geçirir. İşin başına getirilen Isaac Bell adındaki dedektif, oldukça başarılı, zeki ve dikkatli biridir, ama o da Kasap Haydut'un soygun ve öldürme yöntemlerindeki kusursuzluğu ve ince planları karşısında neredeyse çaresiz kalır. Karşısındakinin, şimdiye dek karşılaştığı en zeki katil ve soyguncu olduğunu kısa sürede fark eden Bell, düşmanını tanımaya, adeta onun beynini okumaya çalışır. Atacağı her adımı hesaplar, ama hesaplayamadığı bu hayatta kalma çabasının kimin lehine sonuçlanacağıdır.


Devamını okuyun...>>

Kaç Yıl Geçti Aradan "NAŞİDE GÖKBUDAK"


Basım Tarihi : 10 - 2009
· ISBN : 9789752543188
· Sayfa Sayısı : 357

KİTAP ÖZETİ,
Nerime, Rüya'yı yalnız bırakıp dönememişti. Gitme lafını ettiği her an, Rüya boynunu bükerek, "Ne olur Nerime abla, birkaç gün daha kal!" diye yalvarıyordu. İki gün evvel Gülten'in yedinci günü duasını yaptırmışlardı. Hayat yavaş yavaş normale dönmeye başlamıştı. Rüya kahvaltı sofrasını toplarken kapı çalındı. Elinde ekmek sepeti ile kapıya koştu: "Armağan, sen misin?" diye bağırdı.

Rüya, elinde ekmek sepeti ve yanında çok şık, çok zarif bir genç kadın ile salona girdi. Adının Armağan olduğunu söylediği bu genç kadının yüzünde hiçbir ifade yoktu. Üzgün müydü? Acılı mıydı? Kendini suçlu mu hissediyordu? Mutsuz muydu? Hiç belli değildi. Nerime, Gülten'e göstermedikleri ilgi yüzünden, olanlardan bir yere kadar sorumlu tuttuğu bu genç kadının bu duyarsız tavrı karşısında daha da üzülmüş ve sinirlenmişti...

Aradan geçen yılların hatrına mıdır bilinmez; tam da bitti derken, birbirinden kopmuş hayatların yollarını buluşturup bir araya getiren, kimimize göre tesadüf, kimimize göre de kaderdir. Rüya, Gülsüm, Canan, Nerime, Gamze, Gülten, Saltanat ve Seher... Yaşadıkları ile birbirine yabancı ama yaşananların bıraktığı izlere; acılara, hüzünlere, aşklara ve ayrılıklara tanıdık sekiz kadın...
Yıllar önce hayatları farklı yollara savrulmuş sekiz arka-daşın, yirmi beş yıl sonra bir gün tesadüfle bir araya gelmeleri üzerine; aradan geçen yılların hayatlarında neleri biriktirdiğini anlatmaları ve eski günleri yadetmeleri ile sonlanan eşsiz bir yaşam öyküsü... Naşide Gökbudak'ın yalın anlatımı ve akıcı üslubuyla yazdığı "Kaç Yıl Geçti Aradan" adlı bu eseri bir solukta okuyacak ve duygu yüklü bir iklime sürükleneceksiniz...


Devamını okuyun...>>

Kafirin Kızı "Kathleen Kent"


Kafirin Kızı kitap özeti;

· Pegasus Yayıncılık
· Basım Tarihi : 08 - 2009
· ISBN : 9786054263066
· Sayfa Sayısı : 400
· Çevirmen : A. Belma Dehni

Martha Carrier, Salem'de bir cadı olarak suçlanan ve asılan ilk kadınlardan biridir. Aynı annesi gibi, genç Sarah Carrier de zeki ve inatçıdır. İçinde yaşadıkları dünyanın acımasızlığına karşı durmaktadır. Çoğunlukla birbirileri ile kavgalı olan ailede, anne ve kızı öfkeli mahkemelere ve neredeyse iki yüzden fazla insanın cadılıkla suçlanarak işkence görmesine ve hapsedilmesine yol açan cadı avına karşı birlikte durmaktadır. İşte bu Martha'nın cesur direncinin ve nihai ölümünün hikayesidir. Bu hikaye, hayatta kalan kızı, Sarah tarafından anlatılmaktadır.

Yetenekli bir tarihçinin titizliğiyle zenginleştirilmiş, muhteşem bir hikayecinin kelimeleri ile dizilmiş ve büyüleyici bir kalemle yazılmış olan Kafirin Kızı, cadılıkla yargılanan Martha Carrier'in kızı Sarah Carrier'in hayatına dair birinci elden bir şaheser.
—Random Wonder

Kesinlike aydınlatıcı bir şaheser. Kafirin Kızı kesinlikle, saf, dürüst ve tamamen büyüleyici. Kent, oldukça tanıdık görünebilecek bir konuyu alıp, buna taze, yeni bir perspektif katmış. Ortaya çıkardığı duyguların peşinden bizi sürüklüyor. Tarihteki en kötü dönemlerden birine yakıcı bir bakış sunuyor.
—Booklist


Devamını okuyun...>>

12 Kasım 2009 Perşembe

Bu Dincler O Müslümanlara Benzemiyor" Soner YALÇIN"



Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
İsim İsim... Olay Olay...
Soner Yalçın






Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez…

Yeşil Gladio’nun dinci tetikçileri…
FBI’ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar…
CIA’in kefil olduğu dinci cemaat liderleri…
ABD’den maaş alan dinci köşe yazarları…
Utah’ta TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri…
Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekili…
“Yahudi malları almayın” deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete…
İsim isim… Olay olay…
Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu?
George Soros’un vakıfları, gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde?
Türkiye’de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor?
TSK neden hedefte?
Solcu liberallerin New York’taki akıl hocaları kimler?
Uluslararası Yazarlık Programı (IWP) Türkiye’den nasıl yazar devşiriyor?
Kim bu ödüllü edebiyatçılar?
İsim isim… Olay olay…


Devamını okuyun...>>

28 Ekim 2009 Çarşamba

Alaçatı da Aşk" Mehmet CORAL


Mehmet Coral
Doğan Kitapçılık
Haziran 2009, 180 Sayfa,

KİTAP TANITIMI;

Alaçatı'nın, kekik kokulu rüzgârlarıyla, güneşin erittiği renkleriyle, insanlarının sıcaklığıyla hep arka planda durduğu, hayattan büyük yanılsamaların sarmalında yaşanan, sonsuz bir aşkın öyküsü.

Yürüyorlardı, Alaçatı'nın Ege güneşiyle yıkanmış yollarında. Yol kenarlarına dizelenmiş zafer çelenkleri gibi katırtırnakları, mimozalar, süpürgeotları selamlıyordu onları. Daracık, kırma taş döşeli sokakların iki yanındaki evlerin cumbalı pencere pervazlarına dolanmış yaseminler, taş duvarların arkasında kalan avluların içinde yükselen narların, incirlerin arasından sarkan hanımelleri, begonviller, hepsi birden eğiliyor, katılmaya zorluyordu onları katıksız yaşama sevinçlerine.


Devamını okuyun...>>

3 Ekim 2009 Cumartesi

Orhan Pamuk "Benim Adım Kırmızı"


Kitap Özeti;
1591 yılı kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.

Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…

Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabii bunun yanında kelle uçurmalar, gözlerine iğneler batıranlar ve daha türlü kan kokulu sahneler de mevcut. Katilin kimliğini bulmaya çalışmak bile kitabın sonuna kadar yeterince oyalayıcı. Osmanlı tarihi ve eski resim sanatı ile fazla ilginiz yoksa bazı bölümleri fazla uzatılmış ve tekrar edici bulabilirsiniz. Bunu da romanın kusuru sayalım. 470 sayfalık ince ince kurgulanmış bu romanın son sayfasını çevirip de kapağını kapattığınızda gül ve küf kokularıyla kaldırmadan önce gülümsediğinizi fark edeceksiniz.


Devamını okuyun...>>

Elif ŞAFAK "Siyah Süt"


Kitap tanıtımı;
Siyah Süt, Türk Edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en önemli yazarlardan Elif Şafak’ın otobiyografik bir romanıdır. Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanan kitap, 308 sayfadan oluşuyor. Elif Şafak bu kitabında, çok zor ve sıkıntılı geçen bir hamilelik dönemini anlatıyor. “Her kitap, akılda kalmak, yeryüzünde bir iz bırakmak arzusuyla yazılır. Bu hariç. Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi…” diyor Elif Şafak “Siyah Süt” için.

Elif Şafak, anneliğin dünyanın en güzel şeylerinden biri olduğunu ancak zor, karmaşık ve ağır bür yük olduğunu belirtiyor. Ayrıca bu kitabın, bu deneyimi yaşayanlar ve yaşayacaklar için, bir de bu konuları merak edenler için yazıldığını açıklıyor.

Kitabı okuyanlar genellikle hayal kırıklığına uğradıklarını belirtiyorlar. Özellikle “Baba ve Piç” romanından sonra bu kitabın çok basit kaldığı yönünde eleştiriler var. Ancak “Siyah Süt”ü, Elif Şafak’ın diğer romanlarından ayrı tutmak gerekiyor. Çünkü bu otobiyografik bir roman ve yazarın kendi iç dünyasını yansıtıyor.

Arka Kapak:

Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi…

“Siyah Süt” kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye burada incelenen. Bu haliyle elinizde tuttuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.

(…) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.

Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli… aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.
“Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için.”
Selim İleri


Devamını okuyun...>>

23 Eylül 2009 Çarşamba

İskender PALA "Katre-i Matem " kitap özeti


Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesiyle başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan giriyor, bir devre adını veren ‘lale’nin izinde yol alıyor. Romanda İskender Pala, sevdiğini aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar uzanan yolculuğunu anlatıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.


Devamını okuyun...>>

17 Eylül 2009 Perşembe

İclal AYDIN "Senin Adın Bile Geçmedi" kitap tanıtımı


Kitap Özeti;

Çalıkuşu Feride Günlüğünün Arka Kapağına Mavi Mürekkeple Yazarak Bitirirdi Sözde Yaşam Öyküsünü... "Bu Geceye Kadar Hep Bir Parça Senindim Kâmran" Diye, Anımsar Mısın?
Bir Başkasının Kadını Olmaya Giderken Ebediyete Dek Kâmran'a Teslim Ederdi Aslında Kendini... Yazar Ve Bırakırdı... Kâğıda, Tarihe, Boşluğa, Aslında Sevgiliye...
Bu Konuştuklarımız Kâğıda Dökülürken, Tüm Albümler Ve Sandıklar Bir Bir Açılırken Aslında Serüvenin Sonunun Olmadığını Gördük...
Bu Yüzden Sevinçliyiz Değil Mi Tolga?
Hep Sevilebileceğimizi Ve Sevebileceğimiz Birinin Birden Çıkıp Gelebileceğini, Yine Yeni Yeniden Başlayabileceğimizi Gördük...
İyi Ki Bu Yaz Bu Kitabı Bitirdik...
Tarihe, Kâğıda, Boşluğa, Gitmiş Ya Da Gelecek Sevgiliye Ve Diğerlerine Kaldı Gerisi...
Gözlerinden Öperim...
Alaçatı, 2009, İclâl


Devamını okuyun...>>