sorry kitap özeti" Zoran Drvenkar"ölü ruhlar ormanı kitap özetiV elev ki Ciddiyim "Gülse BİRSEL"AY HIRSIZI" Sunay AKIN"KAYIP SEMBOL" Dan BROWN""Buz Öpücük / Vampir Akademisi 2 " Richelle Mead"Beni Asıl Hayat Aldattı " Cezmi Ersöz"Güneş Ülkesi"CampanellaMonşer "Aydoğan Vatandaş"ANKA KUŞU "Can DÜNDAR"KAĞIT HELVA "Elif Şafak"ÖFKELİ YILLAR "Altan ÖYMEN""Öteki Kadının Pabucu" ADELE PARKS"Misket" İnci GürbüzatikBoleyn Mirası " Philippa Gregory"Antonius ve Kleopatra (Collen McCullough)Yarın Yokum "Lee Child"Yirmiler Kızı"Sophie KinsellaZaman Yolcusunun Karısı" Audrey Niffenegger"KUSURSUZ PLAN "Clive Cussler" ~ Popüler Kitaplık,Popüler kitap özetleri,en son çıkan kitaplar
en yeni kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en yeni kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2010 Cumartesi

sorry kitap özeti" Zoran Drvenkar"


Berlinli dört genç arkadaş Sorry adında bir ajans kurdular...
Yaptıkları iş, “şirketler adına, hata yapılan çalışandan özür dilemek”...
Onların sayesinde vicdanını rahatlatan insan sayısı gittikçe artıyor....
Ancak, son anlaşma biraz sorunlu: Özür dilenecek kişi bir ölü!


Yazar Hakkında
Zoran Drvenkar, 1967 Hırvatistan doğumlu. Üç yaşında ailesiyle Berlin'e göç etti. 1989'dan beri serbest yazar olarak çalışıyor ve Berlin yakınlarında eski bir değirmende yaşıyor. Seçkin bir çocuk ve gençlik kitapları yazarı, ayrıca takma isimle yayımlanmış bestseller bir romanı var: Die Kurzhosengang. Knallhart adlı romanından Detlev Buck yönetmenliğinde aynı adla ve Türk oyuncuların da yer aldığı bir ekiple çekilen film (2006, Acımasız), aynı yıl Alman Film Ödülü'nde en iyi ikinci film seçildi. 2003 yılında yayımlanan psikolojik gerilim romanı Du bist zu schnell şu sıralarda filme alınıyor.


Devamını okuyun...>>

ölü ruhlar ormanı kitap özeti


Kitabın arka kapağında yazanlar yine cinayetlerin kovalanacağı bir kitabı müjdeliyor:

Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır.
Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.

Grange’in yazım tarzını oldukça beğeniyorum. Sırf bu sebeple okunacaklar sırasına bu kitabı yerleştirdim bile. Sizde polisiye seviyorsanız ya da Grange hayranıysanız bu kitabı kaçırmayın derim.

Devamı: http://www.mefallit.org/jean-christophe-grange-olu-ruhlar-ormani.html#ixzz0scY3C73x


Devamını okuyun...>>

6 Ocak 2010 Çarşamba

V elev ki Ciddiyim "Gülse BİRSEL"


Yeryüzü belki geleceğe dair en umutsuz dönemini yaşıyor.

Bu ülkedeki, bu gezegendeki insanlar arıza vermeye başladı!

Birilerinin kurguladığı berbat bir senaryonun içinde saf saf oynayan aktörler olduğumuzu keşfediyoruz yavaş yavaş. Ve öfkeliyiz.

Keyifler kaçık, tepeler atık! Uçlarımız sivrildi, birbirimize batıyoruz. Hepimiz, ne demekse, “öteki tarafa”, gıcığız!

Ve en mülayim olanımız bile bizleri bu hale getirenleri bir eline geçirse, son yılların en popüler protesto gösterisindeki gibi, ayağından pabucunu çıkarıp kafalarına atıverecek! De, edebinden yapmıyor!

Hala inanıyorum ki son gülen ve de en gevrek gülen, bu silahsız, işinde gücünde, sakin, ahlaklı, kibar, sessiz çoğunluklar olacak.

Dolayısıyle bu kitabın kapağı aracılığıyla, kitabı alanlar adına, yani vekaleten, hali pür melalimize katkısı olan bütün kifayetsiz muhterislerin alnının ortasına, ayakkabımı “çtooong” diye fırlatıyorum!

Mizah en iyi silah, en iyi ilaç...

Son yılların popüler deyişiyle “Velev ki” ciddiyim, “Velev ki” ıskalamadım ve pabuç tam “yerine” ulaştı!

Heheheheheh! Siz var ya siz!

Düşüncesi bile içinizin yağlarını eritti değil mi?!

O zaman artık biraz gevşeyip gülebiliriz.

İyi okumalar!


Devamını okuyun...>>

1 Ocak 2010 Cuma

AY HIRSIZI" Sunay AKIN"


Sunay Akın yeni kitabı Ay Hırsızı'nda gözünü Ay'a dikiyor ve bir arkeoloğun sabrıyla kazıyor insanlığın ortak birikiminin üzerine çöken tozu toprağı… Ortaya çıkardığı bilgiyi şair duyarlığıyla ilmek ilmek dokuyor ve okurunu hayrete düşürecek öyküler bir bir diziliyor karşımıza.
Cervantes ve Mimar Sinan hangi caminin inşaatında buluştu?..

Enver Paşa'nın uçağı kaç kez düştü?.. Piri Reis'in haritası Topkapı Sarayı'nda nasıl bulundu?.. İstanbul Boğazı'nı yürüyerek geçen Attila Hülagü'nün sırrı neydi? 157 yıl yaşayan Zaro Ağa'nın Amerika seferi… Atatürk neden hiç uçağa binmedi?..


Devamını okuyun...>>

12 Aralık 2009 Cumartesi

KAYIP SEMBOL" Dan BROWN"


Da Vinci’nin Şifresi’, ‘Melekler ve Şeytanlar’ gibi romanlarıyla ünlü Amerikalı yazar Dan Brown’ın yeni romanı ‘Kayıp Sembol’ün ilk iki bölümünü Fransız Paris Match dergisi yayımladı. İşte 12 Aralık’ta Türkiye’de yayımlanacak kitabın ilk bölümleri.

****

Eyfel kulesinin güneye bakan ayağındaki Otis marka asansör tıka basa doluydu. Turist kalabalığı arasındaki asık suratlı adam yanındaki çocuğu tepeden tırnağa süzdü: “Yüzün sararmış gibi duruyor oğlum. Keşke aşağıda bekleseydin.”

Bir yandan heyecanını yenmeye çalışırken “Yok, iyiyim” diye yanıtladı çocuk. Ardından “ilk duracağı katta asansörden ineceğim” dedi, “nefes almakta zorlanıyorum” diye ekledi.

****

****
Adam çocuğa doğru eğildi,



şefkatle yanağını okşarken “Bu korkunu yendiğini sanıyordum” diye söylendi. Çocuk babasını hayal kırıklığına uğrattığı için kendine kızıyordu. Ama kulaklarındaki uğultu dayanılmaz hale geliyor, tüm öbür kaygılarını ikinci plana itiyordu: “Nefes alamıyorum, buradan çıkmam lazım.”
Asansörcü ise eklemli piston ve yapının demir malzemesi hakkında insanları rahatlatıcı bir şeyler anlatıyordu. Orada uzakta, aşağıda Paris sokakları her istikamette yayılıp gidiyordu. Çocuk manzarayı seyretmeye yarayan kulenin bir üst kat platformuna doğru kafasını kaldırarak kendi kendine “az kaldı” diye içinden geçirdi. “Biraz cesaret.”

****
****

Güzergâhın son dakikalarında kabin, o ana kadar yan yan gittiği asansör boşluğunda, aniden doğrularak yere dik karanlık bir tünelde yol alır gibi hareket etmeye koyuldu.

“Baba zannetmiyorum ki…” diyecekken, tam o sırada kafalarının üstünde ardı ardına gıcırtılar duyulmaya başladı. Asansör kabini hiç de güven vermeyen bir tarzda titreyerek sarsıldı. Yerinden kopan bir takım halatlar, çılgın birer yılan gibi havayı dövdü. Çocuk elini babasına doğru uzattı ve “Baba!” dedi. Çok kısa süreyle ve dehşet içinde bakıştılar. Ve bütün bunları bir düşüş izledi.

****
****

Robert Langdon zıplayarak uyandı. Gördüğü kâbusun etkisiyle iyice sarsılmış halde, uyuduğu deri koltuğu kısmen doğrulttu. Özel bir ticari bir uçak olan ve türbülânslı bir bölgeden geçmekte olan 2000Ex Falcon uçağının tek yolcusuydu. Dışarıda uçağın Pratt&Whitney marka motorları uğulduyordu. Her şey yolundaydı.
“Bay Langdon, inişe geçiyoruz” diyen anons sesini duydu. Bir yandan koltuğunu doğrultmaya devam ederken, diğer yandan notlarını toparlayıp deri çantasına yerleştirdi. Uykuya daldığında vereceği Mason sembolleriyle ilgili konferansın metnini gözden geçiriyordu. Ölmüş babasını rüyasında görmesinin, hemen o sabah uzun zamandır hamisi olan Peter Solomon’dan aldığı davetle ilgili olduğundan emindi.
“Hayatta asla hayal kırıklığına uğratmayı istemediğim ikinci insan” diye aklından geçirdi. 58 yasındaki bu hayırsever, tarihçi ve bilim adamı, Langdon’u kanatları altına alıp babasının bıraktığı boşluğu dolduralı 30 yıl oluyordu. Langdon, sahip olduğu büyük servet ve ailesinin gücüne rağmen Peter Solomon’dan hep tevazu ve iyi niyet görmüştü.

****
****

Langdon camdan güneşin battığını gördü. Buna rağmen dünyanın en büyük obeliski, antik bir güneş saati kadranının yelkovanı misali uzaktan ufukta fark ediliyordu. 170 metre yüksekliğindeki anıt, tam da ulusun kalbini oluşturan ve büyük bir itinayla inşa edilmiş o sokaklar ve binalar geometrisinin tam merkezine oturtulmuştu. Washington etrafa göklerden bile hissedilen ve mistiğe yakın sayılabilecek bir güç saçıyor.
Langdon bu kenti çok seviyordu. Uçağın tekerlekleri piste değdiğinde bu kentte kendisini bekleyenleri düşünerek duyduğu hazdan sanki sarhoş gibi oldu. Uçak Washington Dallas havaalanının özel uçakların yanaştığı kısmına kadar yoluna devam etti.

Langdon, pilotlara teşekkür edip eşyalarını topladıktan sonra lüks kabinden dışarı çıkarak merdivenleri indi. Ocak soğuğu heyecanını yatıştırmaya yetti. “Nefes al Robert!” diye söylenirken özgür havaya ve devasa mekânlara kavuşmuş olmanın mutluluğu içini doldurdu. Etrafı kaplayan sis tabakası zemine bir bataklık atmosferi veriyordu.

***
****

Bir kadın şarkı söyler gibi bir sesle dumanların ortasından “Günaydın profesör Langdon” diye seslendi. “Washington’a hoş geldiniz profesör.” Kafasını kaldırdığında kadının 40 yaşlarında ve sarışın olduğunu fark etti. Göğsünde bir kokart ve elinde bir blok not, neşeli bir şekilde kolunu hareket ettiriyordu.
Langdon “Teşekkür ederim!” diye gülümseyerek karşılık verdi. Oldukça gösterişli bir şekilde “Ben Pam, şirketin yolcu servisindenim. Lütfen arkamdan gelin. Bir araba sizi bekliyor” dedi. Birlikte pırıl-pırıl ışıldayan özel jet uçakları ile dolu “İmza” adlı terminale doğru yöneldiler. Langdon içinden, “zengin ve ünlü kimseler için bir çeşit taksi durağı” diye geçirdi. Kadın bir an için “Özür dilerim. Semboller ve dinler hakkında kitaplar yazan Langdon’sunuz değil mi?” diye emin olmak istedi. Kısa süre tereddüt ettikten sonra evet anlamında kafasını salladı, “Emindim” dedi kadın. “Üye olduğum kitap kulübünde Kutsal Dişi ve Kilise kitabınızı görmüştük. O biçim bir skandala yol açmıştınız. Kesin olarak harikaydı. Siz karınca yuvalarına tekme sallamayı sevenlerdensiniz.”

****

-Niyetim bu değildi.

Kadın Langdon’un işiyle ilgili konuşulmasından hoşlanmadığını hisseder gibi oldu.

“Özür dilerim. Ben hep öyleyim. İnsanların sizi tanımasından bıkmış olmalısınız. Ama suç sizde. Giydiğiniz kıyafet sizi üniforma gibi ele veriyor” diye üsteledi.
“Benim üniformam mı var?” diye sordu. Her zamanki gibi balıkçı yaka koyu gri renk bir kazak ve Haris Tweed ceket, kumaş pantolon ve deri mokasen ayakkabı giydiğini fark etti. Derslerde, konferanslarda, resmi fotoğraflarda ve sosyete gezintilerinde giydiği standart kıyafet. Kadın ısrarlı, “Kazaklarınız hep modası geçmiş şeyler. Kravat taksanız çok daha şık dururdu” dedi.

-Söz konusu bile değil. Aşağı sarkan düğümlerden hoşlanmıyorum.

Phillips Dexter Akademisi’nde görevli olduğu dönemlerde Langdon haftanın 6 günü kravat takmak zorundaydı. Üniversitenin rektörü, kravatı ses tellerini sıcak tutmak için Romalı hatiplerin taktiği “fascalia” denen ipekten boyun bağına benzetip, olaya romantik bir yorum getirmek istese de, Langdon etimolojik olarak kravat sözcüğünün acımasız Hırvat paralı askerlerinin boyunlarına sardığı bir tür fulardan geldiğini biliyordu. Yüzyıllar sonra aynı kıyafet parçası, tıpkı eski Hırvat paralı askerlerinin düşmanın moralini bozmak üzere taktıkları fularlar gibi, muharebelerini toplantı salonunda yapan modern savaşçılar için önem kazanmıştı.
“Tavsiye için çok teşekkürler. Daha sonra düşüneceğim” diye karşılık verdi.

İyi ki o sırada, koyu renk kostüm giyen bir adam lüks bir siyah Lincoln otomobilden inip yanlarına geldi. Aracın kapısını açarken “Bay Langdon. Beltwat Limousine’den Charles. Emrinizdeyim. Washington’a hoş geldiniz” dedi.

Langton, Pam’a bir bahşiş bıraktıktan sonra görkemli arabanın arka tarafına yerleşti. Şoför klima cihazının düğmelerini izah edip, içme suyu ve sıcak muffin pasta isteyip istemediğini sordu. Birkaç dakika sonra, Lincoln araç özel bir yoldan havaalanından ayrıldı. “Demek zenginlerin günlük hayatı bu?” diye geçirdi içinden. Şoför bir yandan Windstock Drive yolunda gaza basıp yol defterini kontrol ederken öbür yandan telefonla son derece profesyonel bir dille konuşmaya koyuldu. “Burası Beltway Limousine. Talimatınıza uygun olarak yolcuyu araca aldığımı teyit ediyorum. Evet misafiriniz Langdon vasıl oldu. Saat 19 sularında Capitole’e indireceğim” diyerek telefonu kapattı.

****

Langdon kendini gülümsemekten alıkoyamadı. Her zamanki gibi son derece titizdi. Ayrıntılara dikkat etmek Peter Solomon’un başlıca meziyetlerindendi. Devasa gücünü bu sayede şaşırtıcı bir rahatlıkla çekip çevirebiliyordu. Tabii ki bir banka hesabında birkaç milyar dolarının yatması da işini kolaylaştırıyordu. Havaalanının gürültüleri arkada kalırken, Langdon yumuşak koltuklara gömülüp gözlerini yumdu. Capitol’e yarım saatlik mesafedeydi ve bu süre düşüncelerine çeki düzen vermesi için yeterli olacaktı. Sabahtan beri her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, kendisini bekleyen inanması bile güç akşam programını düşünecek vakti olmamıştı.
Capitol’e 15 kilometre kala yalnız bir kişi Robert Langdon’u büyük bir sabırsızlıkla bekliyordu.


Devamını okuyun...>>

"Buz Öpücük / Vampir Akademisi 2 " Richelle Mead


Aşk ve kıskançlık zorunlu bir kış tatilinde çarpışırsa, eğlence kana bulanabilir!

Rose, Dimitri'yi seviyor. Dimitri de belki Tasha'yı seviyor.

Ve Mason da Rose ile birlikte olmak için canını vermeye hazır.

St. Vladimir'de kış tatili geldi ama Rose tatil havasına bir türlü giremiyor. Muazzam bir Strigoi saldırısı okulu yüksek alarm durumuna geçirdi ve Akademi artık Gardiyanlar'la dolu.

Ki aralarında Rose'un çetin ceviz annesi Janine Hathaway de mevcut. Ayrıca annesiyle teke tek dövüş yetmezmiş gibi, Rose'un yakışıklı eğitmeni Dimitri'nin de başkasında gözü var. Arkadaşı Mason ise Rose'a feci tutulmuş vaziyette ve Rose da erkek arkadaşı Christian'la bol bol yiyişen Lissa'nın beynine hapsolup duruyor!

Strigoiler yaklaşıyor, Akademi hiçbir riski göze almıyor. Bu sene, St. Vladimir'in yıllık kayak tatilli mecburi.

Ancak göz kamaştırıcı kış manzarası ve şık Idaho tatilköyü yalnızca bir güven ilüzyonu. Üç arkadaş ölümcül Strigoilere karşı bir harekette bulunup kaçınca Rose, onları kurtarmak için Christian ile güçlerini birleştiriyor.

Ancak kahramanlığın da bir bedeli var elbet...

Çok fena, çok.

“Vampir kitaplarına doyduğumuz günümüzde, Richelle Mead hem eşsiz, hem de inandırıcı karakterlerle benzersiz bir dünya yaratıyor.”

-TeensReadToo.com

“Sıkıntılı olaylarla başetmesini bilen gençler, bu vamp hikayede tam gaz gidiyor. Bu seri insanda kana kana

içmek arzusu uyandırıyor!”

-Booklist

RICHELLE MEAD: Michigan Üniversitesi’nden mezun oldu. Seattle’da yaşıyor. Evli. Halihazırda da yeni “Vampir Akademisi” romanını yazmakla meşgul.


Devamını okuyun...>>

8 Aralık 2009 Salı

"Beni Asıl Hayat Aldattı " Cezmi Ersöz


Tekin Yayınevi
Ekim 2009, 200 Sayfa

Gözyaşlarım hırsa getirdi beni. Dolabı açtım. Bir gömleğini seçtim. Önce hasretle kokladım, ardından düğmelerini kopardım tek tek... Sonra aldım elime iğne ipliği, koparttığım düğmelerini yeniden diktim. İğneyi gömleğine her geçirişimde yanlış insan, her çıkarışımda doğru insan, deyip ağlıyordum. Kimbilir belki birazdan, belki daha sonra kapımı çalardın. Evimize dönerdin...

Bir ayağı kırık atına... Hem gidecek neresi vardı ki? Yanlış sevgilinden, yanlış hayatlardan, yanlış arkadaşlıklardan gidecek neresi vardı ki? En sonunda birbirimizi bulmayacak mıydık? Hem öyle güzel kokuyordun ki, öyle amansız... Sen yokken seni çok düşledim... Yaşadığın bu düş kırıklığı yeter sana. O an gördüm seni. Bunu sana hiç sormayacağım, ama yeterki, gel.

Çal artık kapımızı... Yanlış arkadaşların seni çok özledi...

Çal artık kapımızı... Yanlış sevgilin seni çok özledi...


Devamını okuyun...>>

"Güneş Ülkesi"Campanella



Arya Yayıncılık
Kasım 2009, 140 Sayfa

Felsefe yapıtlarının değeri ne denli büyük olursa olsun, Campanella’dan bugüne kalan, adını ölümsüzleştiren şey, hiçbir kuşku yok ki, Güneş ülkesi’nden dile getirdiği toplumsal bir düzen düşüncesidir. İlk defa Utrecht’de 1643’de basılmış olan Güneş Ülkesi, (The City of the Sun) Platon’un Devlet’i ve Thomas More’un Utopia’sıyla aynı düşünce çizgisi üzerinde, insanoğlunu mutlu bir yaşayışa kavuşturma yolundaki isteklerin en temiziyle yazılmış yapıtların başında gelir.

Güneş Ülkesi Campanella’nın, günün birinde gerçekleşeceğini düşündüğü filozofça bir devlet tasarısıdır. Campanella bütün kötülüklerin ve haksızlıkların kaynağını, insanın kendinden başkasını düşünmemesinde, dünya malının ‘benim’ ‘senin’ diye bölüşülmesinde buluyor. Ona göre, insanlar, genel çıkar kaygısından uzak oldukları sürece, kendi dar çevresinde, kendilerinden başkasını düşünmezler. Oysa toplum halinde birleşen insanların amacı genel çıkar olmalıdır. Özel çıkarları kaldıralım, ortada toplum yararından başka bir şey kalmaz. Bencil davranışlar, eninde sonunda, toplum güçlerinin çatışmasına yol açar. Oysa bu güçlerin genel çıkara yönelmesi, güçler arasında tutarlı bir denge yaratır. Bu yüzden, Güneş Ülkesi’nde her şey devletin, genel çıkarın buruğu altındadır.

Campanella toplumcu ve devrimci ilkelerden yola çıkarak;

“Ben doğacak yeni sabahların çan sesiyim” demiştir.


Devamını okuyun...>>

Monşer "Aydoğan Vatandaş"


Timaş Yayınevi
Eylül 2009, 210 Sayfa

"Monşer" sözcüğü Türk toplumunun kolektif hafızasında bir hitap şekli olmaktan çok öte farklı anlamlar taşır. Türkiye, Rusya ve bunun gibi geç modernleşmiş ülkelerde bu hitap şeklini tercih eden insanlar belirli bir toplumsal kategorinin mensubu olduklarını hatırlatırlar. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden günümüze uzanan süreçte "monşer" daima üst sınıfsallığın resmi sayılabilecek bir insan tipografisine işaret etmiştir.

Özellikle Türk Hariciyesi'nde sıkça kullanılan bu iletişim pratiği zamanla gerçek manasının içini boşaltarak toplumsal bir anlam ifade eden sosyolojik bir araca dönüştü. Halkın geri kalanına ötekilik hissi veren bu durum toplum yapımızdaki iktidar ilişkilerini açıklayan ve Hariciyemizin kemikleşmiş yapısını sorgulayan bir gösterge halini aldı.

Tam da bu noktada kritik bir soruyla karşı karşıya geliyoruz: Türk Hariciyesi'nde geleneksel olarak sürdürülen bir kapalı devre, akrabalık ilişkileri ile öteden beri sürdürülen bir oligarşik sistem var mıdır, yoksa bu ailelerden gelen insanlar, kırsal kesimden gelen insanlara nazaran doğal olarak daha mı şanslıdır?


Devamını okuyun...>>

ANKA KUŞU "Can DÜNDAR"


Anka Kuşu: Erdal İnönü Anlatıyor
Can Dündar
İmge Yayınevi
Ekim 2009, 550 Sayfa

“Küçükken babam bir konuşmada bana ‘Sonuna kadar görevimi yapacağım’ dedirtmişti. Bu söz, içime işlemiş. Okulda başladım. Üniversitede görevler yaptım. Ondan sonra siyasete çağırdılar, gittim. Bir yerde görev yaparsanız, başka bir görev veriyorlar. Ben de hep bana verilen görevleri yaptım.

Uğraştığım işlerin hiçbirinde büyük bir şey yapmadım; ama hepsinde azar azar bir şeyler yaptım. Öyle olunca insan birçok yerde iz bırakıyor, ama hiçbirinde çok büyük bir şey yapmamış oluyor.

Pişman olduğum bir şey yok, ama hayatım baştan yazılsa sadece bilimle ve yazmakla uğraşırdım.”

Erdal İnönü’nün “son söyleşi”si…

Tarihin kucağında büyümüş ve kucağında tarih büyütmüş bir filozof, yürüdüğü uzun yolu, yolun sonunda bütün içtenliği ve bilgeliğiyle anlatıyor.


Devamını okuyun...>>

KAĞIT HELVA "Elif Şafak"


KİTAP TANITIMI;
Yazar Elif Şafak, Türkiye'de daha önce yapılmamış bir projeyle okurun karşısına çıkıyor. “Kâğıt Helva” adlı kitapta Şafak'ın dokuz kitabından seçilmiş yazılar bir araya getiriliyor.

Elif Şafak, çok satanlar listesinin üst sıralarında yer alan “Aşk” adlı kitabının hemen ardından yeni bir kitap daha yayımlıyor. Aralık ayının ilk haftasında Doğan Kitap etiketiyle raflarda görülecek “Kâğıt Helva” adlı kitap, Şafak'ın ilk romanı “Pinhan”dan bu yana çıktığı yazarlık yolculuğunun kısa bir özeti.
Yazar “Kâğıt Helva”da Türkiye'de daha önce yapılmamış bir projeyle okurun karşısında bu kez. “Best of Elif Şafak” diyebileceğimiz kitap, Elif Şafak'ın sekiz romanı ve tek deneme kitabı “Med-Cezir”den yazar tarafından seçilmiş paragrafları bir araya getiren, hayata dair bir derleme.

Şafak, “Her kitabımda farklı bir ben, farklı bir dil var. Bir önceki kitap olmadan bir sonraki roman yazılamazdı. Bu kitapta 15 yıllık yazın hayatımdaki yönelimi, izleği ve durakları bir araya getirdim” diyor. Kitapta yazarın “Aşk”ta 40 kuralla okuruyla paylaştığı felsefesini, fikirlerini, 15 yıl önce yazdığı ilk romanı “Pinhan”da da, ana izlek olarak ortaya koymuş olduğu görülebiliyor.

Başta aşk olmak üzere, insan, yolculuk, varoluş, inanç, zaman, kadınlık, yazmak, kimlik, yalnızlık, dostluk ve sevgi gibi temel temaları işleyen, 156 sayfalık bu alıntılar kitabını Alametifarika tasarladı. Kitaba M.K. Perker'in illüstrasyonları eşlik ediyor. Şafak, “Pinhan”dan “Aşk”a yürünen yolda geriye doğru bir bakış olduğuna dikkat çektiği kitabın adının “Kâğıt Helva” olmasını ise “kâğıdın üzerine konmuş birkaç tatlı kelam” diyerek açıklıyor.

Coelho da yaptı

Ünlü yazar Paulo Coelho'nun “Simyacı” ve “On Bir Dakika”nın da aralarında olduğu çok satan kitapları, röportajları ve yayımlanmamış yazılarından alıntılar içeren “Life: Selected Quotations” adlı bir kitabı bulunuyor. 2004'te yayımlanan kitap, henüz Türkçeye çevrilmedi.
KİTAPTAN;
(…) Derken o yolculukta bir an geliyor, durup geriye bakma gereği duyuyorum. Geçtiğim yolları, uğradığım durakları, güzergâh boyu karşılaştıklarımı anımsıyorum.
Bu kitap dünden bugüne yazdıklarımdan ufacık bir seçkidir. Bir alıntılar kitabı. Karın doyursun diye değil, tadımlık niyetine.
Kağıdın üzerine konulmuş birkaç tatlı kelam. Kağıt helva
sayfa sayısı:160


Devamını okuyun...>>

ÖFKELİ YILLAR "Altan ÖYMEN"


KİTAP TANITIMI;
1960’larda, 70’lerde yetişen kuşakların zihin ve duygu dünyasının biçimlenmesinde çok emeği geçenlerden ilk aklıma gelenler arasında Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Çetin Altan, İlhan Selçuk, Necip Fazıl Kısakürek,
Abdi İpekçi, Doğan Avcıoğlu ve Altan Öymen gibi isimler vardı. Altan Öymen ve Çetin Altan hâlâ yazıyorlar. Umarım uzun yıllar devam ederler.
Öymen’i diğer yazarlardan farklı kılan bazı özellikleri var.
Her şeyden önce sakindir, tutarlı olmaya özen gösterir, insanlara saldırmak, hakaret etmek gibi huyları yoktur. Mantıklıdır. Dengelidir. Altan Öymen’i yıllardır izlerim, bu özelliklerini her zaman koruduğuna tanık oldum.
Son kitabı ‘Öfkeli Yıllar’ 1950’li dönemi anlatıyor.
Kavga gürültü Öymen’in mizacına aykırı düştüğü için olmalı, 50’lerin öfkesini başlık yapmış.
Zevkle ve yararlanarak okunan bir kitap. Öymen, gazeteci ve yazar kimliği ile yaşadıklarını, tanıdığı
insanları ve tanıklık ettiği olayları sıcak bir üslupla anlatmış. Çözümlemeleri dikkate değer. Salt iç olaylarla yetinmemiş, dünya ahvalini de mercek altına almış.
1950’ler acemi demokratlık yılları. Yaptığımız hatalardan ders çıkarmak için dikkatle incelenmesi gereken bir dönem. Altan Öymen bu görevi başarıyla yerine getirmiş!
O günlerin havasını bir nebze yansıtan birkaç cümle alalım isterseniz Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Büyük
Doğu’daki yazılarından:
“Bütün kanunlar Allah’ın hükümlerine ve ona uygun olarak insani selim (iyilikçi) duygu ve düşünceye dayanır.
Ve Allah’ın kanunlarına karşı akli, ruhi, ilmi hiçbir itiraz ve temyiz makamı bulunamaz.”
“İslam inkılabının adalet tablosunda ferdin ve cemiyetin veremeyeceği ve alıkoyabileceği hiçbir kıymet bahis konusu değildir. İnsanlar, gerektiği zaman sinekler gibi öldürülecek ve bir sinek için, gerektiği zaman bir dünya yıkılabilecektir.”
“Kızlarımıza merhamet edeceğiz diye onlara haklarından fazla müsaadeler ve imtiyazlar vermek,
kendilerine en ağır bir zulümdür.”
“Havlayın köpekler, havlayın, Türk milletinin gerçek mukaddesat sesini yükseltenlere bugün havlayın ki, teker
teker her birinizi mimleyelim de, yarın köpek temizliği için kaç kilo zehire ihtiyacımız olduğunu, defterimizin bir
kenarına kaydedelim.”
“Resim ve heykel, kaba teşhir ve putlaştırma gayretine yaklaştığı ölçüde, İslâm inkılabının sınırlarından uzaklaştırılacaktır.”
Altan Öymen’in o döneme neden ‘Öfkeli Yıllar’ dediğini anlıyorum. Durun bakalım, 60’lara, 70’lere ne diyecek?


Devamını okuyun...>>

7 Aralık 2009 Pazartesi

"Öteki Kadının Pabucu" ADELE PARKS


Artemis'ten "Öteki Kadının Pabucu"
Biz kadınların baş koyduğu bir mevzudur aşkı aramak.

Konumuz Evergreen kardeşler. Siyah ve beyaz, elma ve armut, Lillith ve Havva kadar farklılar. Yalnız ortak bir özellikleri var. İmrenme sınırlarını istemeden de olsa ihlal edip birbirlerinin aşk hayatını kıskanmaktan kendilerini alamıyorlar.

Kardeşlerden Martha ve eşi Michael’ın kusursuz bir yuvası, kusursuz bir ailesi ve kusursuz bir evi var. Elbette Martha’nın başına bedbaht bir şeyler gelene dek. Diğer kardeş Eliza ve erkek arkadaşı Greg ise çokça müzik ve aşkla dolu tek odalı bir dairenin kiracıları. Elbette Eliza’nın başına sarsıcı sonuçlara sebep olacak bedbaht bir şey gelene dek.

Evergreen kardeşlerin artık yeni bir ortak özelliği daha var. Atmosferde bağımsızlık rüzgârları esmeye mi başlayacak ne!

Harika mı? Öyle mi acaba? Değil mi yoksa? Kusursuz bir aşk var mı? Ve kusursuz aşkı aramak, hele hele ‘öteki kadının pabucu’nu giymeye kalktığınızda daha da mı içinden çıkılmaz bir hal alıyor? Hep şöyle deriz aramızda. Çılgıncasına tutkulu ve gerçek bir aşk istiyorum. Hayat da bize cevabı yapıştırır hemen. Kaderine katlan, inancını yitirme emi! Martha ve Eliza’nın da işi zor tabiii.

Adele Parks,
Kocası ve oğluyla birlikte Londra'da yaşıyor. Adele Parks da Artemis'in sizin için özenle seçtiği sağlam yazarlar kadrosunun demirbaş üyelerinden biri. Kocalar'dan sonra, Öteki Kadının Pabucu'nu da elinizden bırakamayacaksınız.
Çevirmen;Demet ALTINYELEKLİOĞLU
05.11.2009


Devamını okuyun...>>

"Misket" İnci Gürbüzatik


KİTAP TANITIMI;

Ben buralara gelirken sokakları böyle ıssız düşlememiştim. Gördüklerimle gerçeklikten saptım. Etrafımdaki sessizlik ölüm sessizliği, yalnızlıktı. Bu sokaklar ağı, bu mahalle, saklısında hüzün veren, kurgulanmasından korktuğu yıllanmış bir öyküyü barındırıyor gibiydi. Gerçeğin böyle gündüz gündüz, aydınlıkta olmayıp gecenin, uykunun ve düşlerin derinliğinde olduğunu anlıyordum. Yalnızlaşmaktan korkup sokağın ucuna doğru kendimi kovalayıp, kaçarken durdum birden.

Naime hastalandığında, annemin genç doktoru çağırmak için geldiği evin önündeydim çünkü. Kalbim çarpmaya başladı. Nasıl da unutmuştum? Evin sakinlerini, sahiplerini, kızların kaderlerini hatırladım birden. Dolu doluydum. Böyle aniden karşıma çıkıvermesi sarsıp silkeledi beni. Kaotik, birbiri içine geçen pek çok öykü vardı bu evde. Aslında yalnızca bu evde değil bütün evlerde vardı. Hatırlamaya kimden, nereden, hangisinden başlamalıydım bilmiyordum...


Devamını okuyun...>>

19 Kasım 2009 Perşembe

Boleyn Mirası " Philippa Gregory"


Boleyn Mirası Philippa Gregory

· Artemis Yayınları
· Basım Tarihi : 09 - 2009
· ISBN : 9786054228348
· Çevirmen : Demet Altınyeleklioğlu

Tudor Sarayı'nda hayat mücadelesi veren üç genç kadının hikayesi... Cleves'li Anne, Katherine Howard, Jane Rochford

Boleyn Mirası, konumları, servet, beğeni ve gücün yanı sıra yalan, ihanet ve terör getiren üç kadına odaklanıyor. Darağaçları tarafından yönetilen bir sarayın etrafına gerilmiş ipekten bir ip gibi ince ince dokunmuş bir roman bu. Philippa Gregory, bir kez daha çoktan tarihe karışmış bir dünyaya hayat veriyor.
Taş basamakların üzerinde hışırdayan ipek eteklerin fısıltısı, alelacele yazılan bir notun satırlarını aydınlatan mum ışığının sarı gölgesi, yeni inşa edilmiş darağacı sehpasının altındaki Yeşil Avlu'da toplanan kalabalığın sesleri.

Hanedan romanlarının kraliçesi nefis bir destan yaratmış.'
- USA Today

'Büyüleyici. Hüzünlü. Keşke, tarih kitapları da böylesine canlı yazılabilseydi.'
- Entertainment Weekly

'Ne roman ama! Hayat dolu bir okuma şöleni!'
-New York Post

'Tarihi kurgu ustası Gregory, VIII. Henry'nin kadınlarına hayat veriyor… Entrika ve ironiyle dolu!'
-Publishers Weekly




Devamını okuyun...>>

Antonius ve Kleopatra (Collen McCullough)


Antonius ve Kleopatra (Collen McCullough)

Basım Tarihi : EKİM 2009

Antonius ve Kleopatra'nın efsanevi aşkını bilir misiniz? Bu ölümsüz aşk, politika ve güç hikayesi her zaman bir klasik olarak kalacak.

Caesar ölmüş ve Roma bir kez daha ikiye bölünmüştü. Lepidus, Afrika'ya geri döndüğünde, Antonius zengin Doğu'ya hükmediyor ve Octavianus da Roma'nın kalbini, yani Batı'yı kontrolü altında tutuyordu. Bu gergin barış süreci, sivil savaşı uzak tutmayı başarsa da Roma'nın gerçek bir hükümdara, Caesar'ın efsanesine sahip çıkacak Julius Caesar soyundan gelen hakiki bir varise ihtiyacı vardı. Bu tacın talibi de Doğu'nun tüm zenginlikleri hizmetine sunulan, kahraman ruhlu Antonius’tan başkası değildi. Her gerçek savaşçı-kral gibi o da iktidar hırsıyla yanıp tutuşan ve aynı zamanda kadınlara, şölenlere ve şaraba olan düşkünlüğünden hiç vazgeçmeyen bir generaldi. Yegane rakibi Octavianus'sa onun yanında pek de inandırıcı bir aday sayılmazdı. En az Antonius kadar kontrollü olan narin, sarışın genç adam Antonius’un atılgan karakteri yanında daha hoşgörülü, sakin ve ileri görüşlü bir yapıya sahipti. ıkisinin ortak olduğu tek noktaysa hırslarıydı.


Eski Roma'da politika ve savaş erkeklerin üstlendiği görevler olsa da, kadınlar da geleneksel sınırların dışında bir güç elde etmek için zekalarını ve cazibelerini kullanmak konusunda bir o kadar maharetliydi. Acımasız, altın gözlü kraliçe Kleopatra, Antonius’u sarayına ve yatağına kabul edecek ancak kalbini sıkı bir koruma altına almayı ihmal etmeyecekti. Önce bir hükümdar ve sonra da bir kadın olarak Kleopatra'nın yalnızca bir arzusu vardı: Çocuğunu, babası Julius Caesar'ın şu an için boşta kalmış tahtına geçirmek. Bu sırada Octavianus'un da yanında güçlü bir kadın vardı. Kocasına bu egemenlik yarışında yardım edebilmek için elinde tuttuğu gücü kullanmayı öğrenen biricik eşi, kuzguni siyah saçlı Livia Drusilla...

Hem kara, hem de denizde süregelen savaşlarla kaçınılmaz bir sona doğru ilerleyen hikayede, komplolar ve cinayetler, aşk ve politika geri dönüşümsüz bir şekilde birbirine dolanıyor.




Devamını okuyun...>>

17 Kasım 2009 Salı

Yarın Yokum "Lee Child"



Kitabın Yazarı :Lee Child
Kitabın Çevirmeni :Zeynep H. Ateş
Kitabın Yayınevi :Artemis Yayınları
Basım Tarihi :Mart 2009
İntihar bombacılarını tanımak kolaydır. Deneyimli intihar bombacısı olmaz

Jack aldığı eğitim doğrultusunda davranıp bir tahmin yürütecek. Kendisinin ki de dahil olmak üzere insan hayatları söz konusu. Bir bomba patlayacak.Mı?

"Yolu oradan geçen bir gezgin, şehirdeki kötü adamları ayıklar ve sonra hayatına devam eder. Altından kalktığı işleri son derece sıradan, basit şeyler gibi göstermektedir... O kadar kolaysa, daha önce kimsenin bunu becerememesi tuhaf, öyle değil mi?"
-Evening Standard

'Philip Marlowe pulp geleneğinde, Rambo ve Bruce Willis izleri taşıyan ince ayrıntılarla yüklü bir kahraman. Reacher, kaprisli, modern bir yabancı figürü, en meşhur anti-kahramanlardan biri... Maço bir karaktere ve Temel Reis'inkiler kadar şişkin pazulara sahip bir liberal entelektüel."
-Independent

Amerika'nın en kalıcı aksiyon kahramanlarından biri
-New York Times

"Hem erkeklerin hem de kadınların bir numaralı kahramanı.Child'ın bu sert ama adil karakteri Jack Reacher,gerçek bir kahraman olduğunu kanıtlıyor.yoluna çıkmaya kimse cesaret edemeyecek."
- Miror


Devamını okuyun...>>

Yirmiler Kızı"Sophie Kinsella


e

Sophie Kinsella'nın kaleminden çıkan süper bir gençlik romanı! Hem de fantastik bir hikaye. Kitabımızın kahramanı Lora da çok renkli bir kişilik, çok seveceksin.

Orjinal isim: Twenties Girl
Yazar : Sophie Kinsella
564 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
Tahmini satış fiyatı : 16 - 20 TL

Yirmilerinde bir kız ve Yirmiler’den kalma başka bir kızın güzel ve komik, kusursuz ve eğlenceli macerası! Yeni bir kahkaha makinesi!

Kitap özeti :
Lara hep uçuk bir kızdı. Yani, hayattaki tercihleri ve devasa tepkileri, bir de kötü kaderi bize bunu söylüyor. Hem, yirmili yaşlardaki sıradan kızların muhabbeti bol hayaletleri pek olmaz, di mi! Oysa Lara’nın büyük teyzesi Sadie, mütemadiyen çarliston dansı yapan bir kız formunda ve bitmek tükenmek bilmez istekleri eşliğinde Lara’ya musallat oluyor. Sadie’nin ruhunun huzura kavuşmasının tek yolu, biricik ve kayıp kolyesinin bulunması.

Lara’nınsa kendi derdi zaten başından aşkın. Yeni kurduğu şirketi iki yakasını bir araya zor getiriyor, en yakın arkadaştan iş ortağına terfi eden sevgili Natalie alıp başını Goa’ya kaçmış ve hayatının aşkı Lara’ya tekmeyi basmış.

Neyse ki Lara, Sadie ile vakit geçirdikçe hayat daha ihtişamlı bir hal almaya başlıyor ve içine düştükleri define avı entrika dolu ve romantik bir maceraya dönüşüyor.

Acaba Sadie’nin hayaleti, Lara’nın dertlerine deva olabilir mi ve farklı çağlardan iki kız süper bir ikili eder mi?

Lara Lington, hayalperest bir kızdı. Bu doğru. Ancak şu da bir o kadar doğru ki, o hayalgücü birdenbire vites değiştirmiş ve gazı iyice köklemişti. ışinde gücünde, sıradan birinin başına hayaletler musallat olmazdı herhalde! …Olur muydu yoksa?

Lara’nın büyük teyzesi Sadie’nin ruhu -ki kendileri moda, aşk ve dansta değişmez takıntılara sahip, eğlenceyi seven, matrak ve tuttuğunu koparan bir kızdı- gizemli bir şekilde ortaya çıktığında tek bir dileği vardı. Yetmiş yıldan fazladır kendisine ait olan kayıp kolyesinin bulunması. Bu Lara’nın becermesi gereken bir vazifeydi, aksi takdirde, Sadie’nin ruhu rahat etmeyecekti. Öte yandan Lara’nın hayatı berbat haldeydi. Resmen şavkı kaymış, rotası şaşmıştı. En yakın arkadaşı ve iş ortağı olan zatı muhterem Goa’ya çekip gitmiş, yeni kurduğu şirketi iflasın eşiğine dayanmış ve Lara o ‘kusursuz’ erkek tarafından kapı dışarı edilmişti.


Devamını okuyun...>>

Zaman Yolcusunun Karısı" Audrey Niffenegger"



Audrey Niffenegger; Çeviren: Elvan Umur
Epsilon Yayınları;
İstanbul, 2009, 2. baskı, 14 x 20 cm., 533 sayfa,
Amerika'da bir yıldan uzun süredir Amazon'un en çok satanlar listesinden düşmeyen ve Amazon editörlerinin 2004 yılının en iyi kitabı seçtiği 'Zaman Yolcusunun Karısı', çok katmanlı bir roman. Dokunaklı bir aşk hikayesini; gerçekçi karakter çözümlemelerinden vazgeçmeden, ilginç bir bilimkurgu dünyasına oturtan bu kitap için, 'son yılların en güzel aşk hikayesi' diyebiliriz.

'Artık aşk hikayeleri yazılmıyor diyenlere, 'Zaman Yolcusunun Karısı'nı ısrarla öneririm. Baş döndürecek kadar romantik olmasının yanında, hayran olunacak bir yaratıcılık ve ustalıkla işlenmiş büyüleyici bir roman'

- Scott Turow

'Bu kitap ürkütücü bir şekilde kusursuz'

- Scotland on Sunday

'Nifenegger büyük bir içtenlik ve cesaretle, kendi zaman tünelindeki aynalarla oynuyor.'

- The New Yorker

(Tanıtım Yazısı'ndan)


Devamını okuyun...>>

KUSURSUZ PLAN "Clive Cussler"


Kusursuz Plan Kitap özeti;

· Altın Kitaplar
· Basım Tarihi : 10 - 2009
· ISBN : 9789752111752
· Sayfa Sayısı : 384
· Çevirmen : Esat Ören


Nisan 1950: Montana Gölü'nün derin sularından paslı bir buharlı lokomotif enkazı çıkarılır. Lokomotifte bulunan kırk dört yıl önce ölmüş üç ceset, olayı izleyenleri hiç ilgilendirmemektedir. Onları ilgilendiren, bundan sonra olacaklardır... Yıl 1906: Amerika'nın batı eyaletlerinde iki yıldır esmekte olan suç dalgası ortalığı kasıp kavurmaktadır. Tek başına pek çok banka soygunu düzenleyen bir adam, olaylara tanık olanları da gözünü kırpmadan öldürüp geride tek bir iz bırakmadan ortadan kaybolur.

'Kasap Haydut' adıyla anılan adamın işlediği suçlar, artık hükümeti de harekete geçirir. İşin başına getirilen Isaac Bell adındaki dedektif, oldukça başarılı, zeki ve dikkatli biridir, ama o da Kasap Haydut'un soygun ve öldürme yöntemlerindeki kusursuzluğu ve ince planları karşısında neredeyse çaresiz kalır. Karşısındakinin, şimdiye dek karşılaştığı en zeki katil ve soyguncu olduğunu kısa sürede fark eden Bell, düşmanını tanımaya, adeta onun beynini okumaya çalışır. Atacağı her adımı hesaplar, ama hesaplayamadığı bu hayatta kalma çabasının kimin lehine sonuçlanacağıdır.


Devamını okuyun...>>